• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi

Zeytinin teri

Dr. Meryem BİRBEN

Güzel bir makaleyi sizlerle paylaşmak istedim. Nereden nere gelmiş bakın egitim. arkadaşımız çok güzel anlatmış.

Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık o sıcak yaz günü, Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde.. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye kadar gidebilmiştik..
 

Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden 
pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak 
birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken 
tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.
 

Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi.
 

Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir 
yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı.. Sonra
 

-Buldum galiba! 
 Diye haykırdı.
 

-Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor 
demektir.  Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı.
 

Dedi.
 

Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
 

Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
 

- Doktor musun?
 

- Evet.
 

- Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz.
 

Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız.
 

Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir 
evdi.
 

Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve 
menopoza  bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım. 
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
 

Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. 
Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm.. Şaşkınlığım daha da artmıştı..
 

Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli 
ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde 
çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı. 
Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa 
yaşadığından dem vurdu.
 

- Neden buraya yerleştin?
 

- Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz, 
unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanı m.
 

Hasan Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı.. Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini. 
Ayrılamadım buralardan.
 

- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
 

- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek
 

olduğunu?  O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile  öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
 

- Yani elinizden çok iş geliyor.
 

- Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını 
kullanmayı öğretiyorlardı.. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya... 
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan 
kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti.
 

- Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, 
yağını çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. 
Giderek ona benzemişiz.
 

- Nasıl yani?
 

- İnsan da doğanın meyvesi değil mi? 
  Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
 

- Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.
 

Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
 

-Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi? 
  Diye soracak oldum.. Hanımına baktı gülüştüler.
 

- Hurma zeytini bilir misin?
 

- Bilmem. Hiç duymadım. 
 

- Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı 
sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar 
bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır. Dalında 
olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın. Eeee,
 

Köy Enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi 
insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara 
bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı, 
 insanı. Hayata hazırlıyorlardı . 
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
 

-İşte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini 
  hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum. 
  Dedi. 
  Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık. 
  Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar. 
 

Dr. Mehmet Uhri 
Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve Köy Enstitülerine 
emek  verenlerin anısına ithaf olunmuştur. 
  ------------ --------- --------- ---- 
  Köy Enstitüleri bu ülke için aydınlanma idi. Onu kapatmaları eğitime, bilime ve aydınlanmaya yapılan en büyük darbeydi! Bunun sorumluluları her kimse, nedeni şimdi çok daha iyi anlaşılıyor ki; bu döneme hazırlık taaa o zamanlardan planlanmış...

Bu yazı toplam 5038 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02