• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 3 °C
  • Burdur 10 °C
  • Dubai Kültür Köyü’ konulu 18. İzocam Öğrenci Yarışması başladı
  • MARKA 2017 İstanbul'da start aldı
  • Dünya Akıllı Şehirler Zirvesi
  • Dubai Kültür Köyü’ konulu 18. İzocam Öğrenci Yarışması başladı
  • MARKA 2017 İstanbul'da start aldı
  • Dünya Akıllı Şehirler Zirvesi

Türkiye Sosyal Turizmi Ne Kadar Biliyor?

Türkiye Sosyal Turizmi Ne Kadar Biliyor?
Boğaziçi Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Turizm Yönetimi dalında yüksek lisans yapan araştırmacı yazar Hilal Akdemir, Türkiye'de çok da bilinmeyen sosyal turizm konusunda aydınlatıcı bir çalışmaya imza attı.

Sosyal Turizm Nedir?

Sosyal turizm; dezavantajlı bireylerin turistik faaliyetlere katılması ve sosyal yaşamın içinde olmasını sağlamak için turizmi araç olarak kullanan, belirli hizmetlere erişilebilirliğin sağlandığı, devlet tabanlı ya da bireysel çabalarla destekli bir şekilde çalışan turizm modellerinden bir tanesidir. Avrupa ülkelerinde çok yaygın olan bu turizm tipi genelde kamu desteğiyle işler.

Türkiye’de ise, bu hizmeti veren sadece bir dernek var. O da AYDER yani insanların hayatlarına alternatif bir sistem oluşturan, Alternatif Yaşam Derneği. Hilal Akdemir, Türkiye’de gerçek anlamı ve kendine özgü prensipleriyle tam olarak bir sosyal turizm örneğini bize sunan Düşler Akademisi, Alternatif Kamp, Dalmak Özgürlüktür gibi çok duyulmuş projelerin yaratıcı Ercan Tutal ile sosyal turizmi konuştu.

AYDER olarak sosyal turizme katınız nedir?

Biz 2002 yılından beri alternatif kamp ile engelli gruplarının İstanbul’a, Bodrum’a, İzmir’e, Antalya’ya hareketliliğini yaratmış olduk. Ayrıca bugüne kadar 16 farklı ülkeden, 30’a yakın engelli grubunu ağırladık. Yani bir anlamda hem iç hem de dış turizme bir katkımız oldu.

AYDER (Alternatif Yaşam Derneği), sosyal turizm uygulamalarında hangi yaklaşımları benimsemektedir?

Sosyal turizmin işlemesi için 3 temel prensibi çok iyi oturtmak ve birbirleriyle ilişkilendirmek gereklidir. Bu prensipleri sosyal turizmi diğer turizm modellerinden ayıran prensipler olarak adlandırabiliriz. Bunlardan birincisi ulaşılabilirlik yani accessibility, ikincisi diversity yani çeşitlilik, üçüncüsü ise dahil etme yani inclusion.

Ulaşılabilirlikten kast ettiğiniz şey sadece bir yerden bir yere erişim mi?

Hayır, ulaşılabilirlik bize göre iki şekilde karşımıza çıkıyor. Birincisi senin de dediğin gibi bir yere olan ulaşım. Dünya sağlık örgütünün paylaşımına göre şu an dünya nüfusunun yüzde on beşi engelli insanlardan oluşuyor. Yani turizm açısından bakacak olursak, engelli turizminde yüzde 15’lik bir müşteri dilimi olarak düşünebiliriz. Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay ise neredeyse yok. Sadece Türkiye nüfusunun yüzde onluk dilimi, ki bu rakamı 2002 istatistiğine göre söylüyorum, engelli bireylerden oluşmakta. Peki bunların yüzde kaçı seyahat ediyor?

Yurtdışında engelli turizmi çok ileri seviyelerde, çünkü ulaşılabilirler. Türkiye’de ise bu duruma sadece Hilton gibi otellerde rastlıyorsunuz. Ama caddeye çıktığı anda müthiş bir zorluk onu bekliyor. Eğer otelinden dışarıya çıkıp gezemeyecekse, ya da o otele bireysel olarak ulaşamayacaksa, zaten bunun ne anlamı var? Yine de bu da yapılması gerekilen güzel bir düşünce. Ama tek başına iyi niyetli olmak yeterli olmuyor.

Bizim turizm gelirlerimize ve şu an içinde bulunduğumuz turizm açısından kötü olan bir süreçte özellikle üzerine düşünmemiz gereken bir pasta esasında. Biz dernek olarak işin parasal kısımlarına bakmıyoruz, fakat kurumsal dünyayı düşünecek olursak onlar için bir kar getirmesi önemli ki yatırım yapsınlar bu alana. Mesela olimpiyatlar ve kongreler bu açıdan çok karlıdır. Çarpan etkisi de yüksektir bu turist gurubunun. Çünkü genelde refakatçileriyle seyahat ederler.

Ayrıca engelli turist grupları çok alçakgönüllü ve sadıktır. Turizmin politik olaylardan hemen etkilenmesine bakacak olursak bu çok büyük bir ekonomik destek. Ve her şeyi kaybettiğiniz noktada onlar her sene mutlaka ziyaret ediyor olurlar. Çünkü onlar ait hissetmeyi ve bildikleri yerlere gitmeyi çok severler. Özellikle de onları diğer turistlerden ayıran şey olan özel ihtiyaçlarını karşılarsanız çok memnun olurlar. Zaten sosyal turizm dediğimiz bu hareketliliğin, sürdürülebilir turizm başlığı altında olmasının bir sebebi de budur.

Türkiye’de bu tarz aktiviteleri destekleyen kuruluşlar var mı?

Var. Zihinsel Engelliler Federasyonu ile Bedensel Engelliler Spor Federasyonu… Bunların görevleri Special Olympics ve Paralympics gibi uluslararası olimpiyatlara katılımı arttırmak, fuarlara davet edilmemizi sağlamaktır. Bu yüzden de Türkiye açısından önemliler. Mesela uluslararası işitme engelliler spor oyunları Türkiye’de yapıldı. 400 – 500 arası kişi geldi, 4 gece konaklama yapıldı. Yani 1600 geceleme olarak düşünülür.

Daha geniş açıdan bakacak olursak, işitme engelliler için iletişim önemli olduğundan onları tercüme edecek kişiler de davet edildi. Bu tür etkinliklerin getireceği ekonomik etkiler aşikar. Bizim dernek olarak odaklandığımız ve desteklemeyi istediğimiz sebep ise bu tarz etkinliklerin toplumsal bilinci arttırıyor olması. Yani bu “herkes için turizm”, tourism for all, dediğimiz şey, bir sosyal değişime dönüşüyor. Bunun dışında mesela Street Games vardır. Bu da sınıfsal dışlanmayı kapatan bir etkinliktir.

Sizin bu sonradan yaratılan toplumsal bilince, turistik bir faaliyet neticesinde olan katkılarınızdan bir örnek verebilir misiniz?

Tabii ki. Mesela biz tekerlekli sandalye kullanan gruplarımızı çeşitli yerlerde ki kafelere götürüyoruz. Diyelim ki yan kafe erişilebilirlik açısından uygun, he bir de bu açısı var bu işin. Yani ben Beşiktaş’a ulaşabildim diyelim, o kafe erişilebilir mi? Rampası var mı? Tuvaleti engelli bireylere uygun mu? Görme engelliler için özel menüsü var mı gibi… Diyelim ki bizim esas gitmek istediğimiz, gitmeye yeltendiğimiz kafede tekerlekli sandalye için erişim yok, o zaman ne yaparım, yan kafeye geçerim. Çünkü onda rampa var.

Bu şekilde birkaç olay daha yaşadığında rampası olmayan kafe de yan taraftaki kafe gibi rampa yaptırır. Ki biz bunu yaşadık daha önce. Bir bölge var sürekli ziyaret edip gezi düzenlediğimiz, oradaki tüm kafelere rampa yaptılar. Ve bunu sen gidip söylemiyorsun. Kafenin sahibi bu pazarı fark edip kendisi kafesine yatırım yapıyor. Hatta bu tarz girişimleri arttırmak için şimdi bir uygulama tasarlıyoruz. Kafelerin ne kadar erişilebilir olduğunu puanlayacak tripadvisor gibi bir uygulama.

Anladığım kadarı ile erişilebilirlik, bir destinasyondan bir diğerine ulaşım, bir destinasyonun kendi içindeki ulaşım imkânı ve destinasyondaki turistik yerlerin ya da restoranların, otellerin erişilebilir olması. Peki, erişilebilirliğin ikinci kolu nedir?

İkinci kolu, bilgi erişimi. Artvin’deki bir adamı düşün, evinden kalkıp, Antalya’ya düşler akademisine geliyor. Sence haberi olmasa gelebilir mi? Erişilebilirlik içeren bu az önce bahsettiğimiz şeylerin devreye girmesi için ilk başta bir şeyden haberdar olmamız lazım. Bunun içinde açık kaynak olarak paylaşılması lazım. Mesela Türkiye’de hiçbir bir engelli grubu yoktur ki düşler akademisini duymamış olsun. Mesela haberlere çıktık, belgeseller çektik, gönüllü ağımız da bu noktada önemli bir bilgi yayım aracı…

Bunun dışında köşe yazarlarına konu olduk. Ve kendi iletişim ağımızı oluşturduk. Bütün bunlar sağlandığında da karşımıza şu çıkar, bu bilgiyi satın alabilir miyim? Yani Artvin’de yaşayan engelli birey bizi duydu diyelim, ama ya maddi gücü yetersizse, ki zaten Türkiye’de engelli gruplarının çoğu bu şekildedir, o zaman bu erişilebilirliğin hiçbir manası kalmaz.

Biz de o yüzden en başından beri verdiğimiz tüm hizmetleri ücretsiz yapıyoruz. Bizim yaptığımız özellikle gönüllülük hareketinin (herkesin bildiği gibi gönüllülük hareketlerinden komisyon alarak kazanç elde eden organizasyonlar vardır) maddi kaynağı çok yüksektir. Ama biz bundan kazanç elde etmiyoruz.

Erişilebilirlikten sonra gelen diversity yani çeşitlilik ne demek açıklayabilir misiniz?

Yaşlılar, kronik hastalıkları olanlar, zihinsel engelliler, düşük gelirli gruplar, down sendromlular, farklı dinden, kültürden insanlar…  Bizim için diversity budur, tek bir engelli gurubuna hizmet veren diğer derneklerden de bizi ayıran budur aslında. Çünkü bizim derneğimiz sadece engellilere hizmet vermiyor. Bu saydığımız grupların hepsine kapımız açık. Hatta bir kapımız bile yok, Kaş’taki kampı düşünecek olursak. Ayrıca sadece katılımcı guruplar için de geçerli değildir.

Gönüllülerimiz için de bu geçerlidir. Bir gönüllü ortamına baktığınızda orada Ankara’dan, Diyarbakır’dan, Japonya’dan ve İstanbul’dan gelmiş, liseli, 40 yaş üstü, üniversiteli, ya da daha yaşlı kişileri cinsiyet ve din ayrımcılığı olmaksızın aynı sofrada yemek yerken görürsünüz. Ve dahası, o sofrada proje koordinatörleri de oturuyordur, derneğin kurucusu olarak orada olduğum zamanlarda ben de oturuyorumdur, katılımcılar da gönüllülerin arasına dağılmış şekilde yemek yiyordur.

Bizim için title’lar o kadar önemli değil ama bunu bu şekilde ifade etmemin sebebi yaşadığımız düzende bir proje koordinatörü lafının insanlara çağrıştırdığı şeyi biliyor olmam. Zaten bu şekilde olmasaydı bu kadar başarılı olamazdık.

Son olarak, sosyal turizmi diğer turizm modellerinden ayıran “dahil etme, inclusion” prensibinden de bahsedebilir misiniz?

Inclusion, bir bakış açısı, bir yaklaşımdır. Kendiliğinden doğan bir şey, bir sonuç değildir. Bunun felsefesi; kalkınma, birlikte yaşama, herkes için daha eşit ve zengin bir dünya... Turizm açısından bakarsak, sadece hizmetin ve ürünün değil, iç süreçlerinde inclusive yani içe alan, katan, kapsayan, olması lazımdır. Yani sadece down sendromlu bir bireye dalış yaptırmak (hizmet örneği olarak) değil de, onlarında restoranlarda çalışabilmesi, ya da yaşlıların da çalışabilmesi gereklidir.

AYDER bunu nasıl sağlıyor?

AYDER, kendi tüzüğü gereği; insan hakları ve anayasal hak çerçeveleri, uluslararası sözleşmeleri (küresel ilkeler sözleşmesi, SDG-sürdürülebilir kalkınma hedefleri, BM engellilik hakları sözleşmesi) doğrultusunda ilerlemektedir. Ve bütün insan kaynakları politikasını yani kendi örgütsel yapısını, hizmet ve ürünlerini, hedef kitlesini, diversive inclusion (geniş kapsayıcı) temeline oturtmuştur. Çalışanlar ve gönüllüler arasında herhangi din, dil, ırk, etnik köken ayrımı yapılmaz.

Eğer kendimiz bunu bu şekilde yapmamış olsaydık, zaten burada bundan bahsedemezdik. Rol model olmak bu açıdan önemli. Bu bağlamda da bizim kamudan ayrı bir yapılaşma olmamız bizi en ayırt edici kılan özelliğimiz zaten. Bizim özgür bir yapılanmamız var, doğal olarak da hizmet ve ürünlerimiz de özgür, hedef kitlemiz de öyle. 

Bu haber toplam 193 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02