• BIST 109.330
  • Altın 156,024
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -2 °C
  • Burdur 2 °C
  • Dubai Kültür Köyü’ konulu 18. İzocam Öğrenci Yarışması başladı
  • MARKA 2017 İstanbul'da start aldı
  • Dünya Akıllı Şehirler Zirvesi
  • Dubai Kültür Köyü’ konulu 18. İzocam Öğrenci Yarışması başladı
  • MARKA 2017 İstanbul'da start aldı
  • Dünya Akıllı Şehirler Zirvesi

Türk profesörün büyük başarısı

Türk profesörün büyük başarısı
Prof. Dr. Murat Topalan, bütün yüzü kaplayacak ebatta deri üretip nakletmeyi başardı.
Yedi yıldır kişinin kendi derisinden yüz derisi üretme tekniği üzerinde çalışan Prof. Dr. Murat Topalan, bütün yüzü kaplayacak ebatta deri üretip nakletmeyi başardı.

İnsanoğlunun kısmen ya da tamamen yüzünü gizleyerek sosyal hayatını sürdürmesi imkânsız. Peki yüz; yanık, trafik kazası ve bir tümör yüzünden "kimselerin görmesi istenmeyecek kadar" bozulmuşsa" ne olacak? Bu insanların, yeniden toplumla barışık hale gelebilmesi için neler yapılabilir? Bu ve benzeri soruların cevabını araştıran bilim adamları, elbette çözümün yüz derisinin değiştirilmesinde yattığını biliyorlardı. Vücudun yakın bölgelerinden yüze deri nakledilmesi, küçük ebatlı deformasyonlarda bir ölçüde çözümdü. Yüzün büyük bir bölümü, yarısı ve hepsi söz konusu ise ihtiyaç duyulan deri nereden karşılanacaktı? 1997"de çekilen Face Off (Yüz Yüze) filmindeki gibi, tamamen bozulan bir yüze, bir kadavranın başından sıyrılan yüz derisinin nakli mümkün müydü? Tıbben başarılsa da etik ve hukukî boyutla ilgili tartışmalar nasıl aşılacaktı?

TEK PARÇADA YÜZ DERİSİ ÜRETTİ

Plastik cerrahları kadavradan yüz nakline zorlayan haklı sebepler vardı ortada. Çünkü yüz derisi kendine has bazı özelliklere sahipti. Bir defa incecikti. Rengi farklıydı. Ondaki pembelik vücudun başka yerlerinde yoktu. Üçüncüsü ise kan dolaşımı çok iyiydi. Alttaki kasların oluşturduğu jest ve mimiklerin hissedilmesine imkân tanıyordu. Yüz derisine en yakın renk boyun ve omuzlardaydı. Maalesef buralardan yüzü kaplayacak büyüklükte deri transferi mümkün değildi. Öte yandan renk benzerliğinin yanı sıra incelik ve iyi kan dolaşımı da son derece önemliydi. Zaten, boyun ve omuz haricindeki bölgelerden büyük deri parçası nakli sıralanan şartlar itibariyle hiç düşünülemezdi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Topalan, 7 yılı aşkın bir süredir, kişinin kendi derisinden yüz derisi elde etme projesi üzerinde çalışıyor. Yaklaşık 50 hastasında başarılı sonuçlar aldığını söyleyen Topalan, önce yüzün büyük bir parçasını kaplayacak ebatta deri elde ediyor. Ardından yüzün yarısını örtecek deriyi üretiyor. Yarım yarım yüz derisinin tamamını yenilediği hastaları var. En sonunda yüzün genelini örten tek parça deriyi üretip bir hastasına başarıyla naklediyor. Hasta bir çocuk. Bir iki revizyon operasyonundan sonra gelişme kamuoyuyla paylaşılacak.

Türk plastik cerrahlarının, dünya bilimsel yayın sıralamasında, Japonların peşinden ikinci sırada yer aldığını dile getiren Prof. Topalan"ın geliştirdiği teknik, aslında ilk defa 1990"ların sonlarına doğru Prof. Dr. Onur Erol ve Prof. Dr. Mustafa Özbek tarafından literatüre kazandırılmış. Topalan"ın ileriye götürdüğü teknikte omuz ve boyun derisi; yani kişinin kendi dokusu kullanılıyor. Bünyenin reddetme problemi yok. Dolayısıyla reddi önlemede kullanılan ve müthiş yan etkileri olan ilaçlara ihtiyaç duyulmuyor. Bazen beslenme ve dolaşım sorunu belirebiliyor. Yanık vakalarının çoğu çocuk. Teknik burada da avantaj sağlıyor. Yamanmış deri çocuk büyüdükçe, aynı miktarda esneyemiyor. Daima geri kalıyor. Yüzde bulunduğu konuma göre gözü ya da dudağı çekiyor. Kimi zaman yeni yama gerekebiliyor. Topalan"ın elde ederek yüze naklettiği derilerde sıralanan problemlerle karşılaşılmıyor. Çocukla birlikte gelişiyor deri.

DOKU REDDİ İMKANSIZ

Topalan, omuz derisi üzerinde yüz derisinin yapısal özelliklerine sahip yeni deri meydana geliş sürecini şöyle anlatıyor: “Ameliyatın iki büyük seansı var. Yüze nakledilecek derinin kan dolaşımının iyi olması gerekiyor. Bunu sağlamak için altına damar sistemi oluşturarak deriyi besliyorum. Ön kolu besleyen damarlardan birini ön kol zarıyla birlikte alıyorum. Bunu mikrocerrahi yöntemle boyun damarlarına dikiyorum. Bunların altına da balon koyuyorum. Ameliyatın buraya kadarki bölümü başarılmışsa, balonu içine serum enjekte ederek şişiriyorum. Balon büyüdükçe omuzdaki deri de büyüyor ve inceliyor. Damar sistemiyle de besleniyor. Tıpkı hamilelikteki gibi büyüyor deri.”

Büyüme milimetrik hesaplarla gerçekleşiyor. Prof. Topalan, “Çok iyi mikrocerrah olacaksınız. Onarım mikrocerrahisi konseptiniz olacak. Çünkü öyle bir doku elde ediyorum ki, yüze taşıdığınızda ne yüzde az, ne de burada fazla kalıyor. Bire bir uyması lazım.” diyerek, bu noktadaki hassasiyete dikkat çekiyor. Ameliyatın ikinci büyük seansında balon çıkartılıyor. İncelirken damar sistemi de korunan deri, nakil yapılacak bölgeden sıyrılan bozuk derinin yerine yerleştiriliyor. Operasyon bittiğinde kolda ve omuzda ufak bir iz kalıyor.

Topalan"ın tek parçada yüz derisini yenilediği çocuk hastanın adı Sinem Köroğlu. 25 Mart 2004 tarihinde Erzurum Aşkale"yi sarsan deprem sonrası ahali çadırlara taşınır. Ablası Bedriye"nin ışığında ders çalıştığı mum yüzünden çadırda yangın çıkar. Bedriye"nin vefat ettiği olayda, Sinem"in yüzü tamamen yanar. Sinem"e İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi"nde göz ameliyatı yapılır. Prof. Topalan, yanık tedavisi amacıyla fakültesine getirilen Sinem"e tam yüz derisi geliştirmeye karar verir.

Topalan"ın ilk defa Sinem"de yüzün tümünü tek parçada değiştirmeyi başardığı teknik, yarım yüz nakillerinden bir iki noktada ayrılıyor. Birincisi, yeni deri dokusu üretmek amacıyla damar ve zar ön kol yerine karından temin ediliyor. Karın zarının tercih sebebi, damar açısından bir hayli zengin oluşu. İkincisi ise, derinin omuzda değil, boyunda üretilmesi. Karın zarı boyun derisinin altına yerleştiriliyor. Deri göğüs duvarında büyütülüyor. İşlemin gerisi yarım yüz deri üretimindekinin, yani omuzdakinin aynı.

Prof. Topalan, kadavradan yüz nakline etik tartışmalar bir tarafa, beraberinde getirdiği riskler sebebiyle karşı çıkıyor. İlk önce ciddi oranda derinin reddedilme riski söz konusu. Bazı ilaçlarla bağışıklık sistemi baskılanarak ret engelleniyor. Ama bu ilaçların yan etkileri de kişinin sağlığı açısından risk taşıyor. Nakledilen kalp ise kişi ilaçların yan etkileriyle yaşamaya mecbur. Topalan"a göre yüz naklinde böyle bir mecburiyet yok. Kadavradan nakil için en azından mecburen faydalanılan ilaçların yan etkilerinin minimuma indirilmesi beklenmeli. El ve kol nakledilen bazı kişilerin ilaçları kestiği ve organların geriye alınmasını istediği unutulmamalı.

KADAVRADAN NAKİL ÇALIŞMALARI

Topalan"ın tekniğini geliştirmesiyle, dünyadaki kadavradan yüz nakli çalışmaları eş zamanlı yürüyor. Rahatlıkla Türkiye"deki uzmanların da imza atabileceği dünyanın ilk kısmî yüz nakli Kasım 2000"de Fransa"da yapıldı. Köpeğinin saldırısıyla yüzü parçalanan Isabelle Dinoire, operasyondan 2,5 ay sonra karşılarına çıktığı basın mensuplarına, burnunu, ağzını ve dudaklarını hissedebildiğini söylüyordu. Doktorları ise sıvı gıdalar tüketen 38 yaşındaki hastanın çok kısa bir sürede normal beslenmeye geçeceğini kaydediyorlardı. Operasyonda Dinoire"ye ağız, burun ve çene nakledilmişti.

İkinci kısmî yüz nakli haberi Nisan 2006"da Çin"den geldi. Nakilden iki yıl önce bir ayının yüzünü parçaladığı Li Guosing"e, beyin ölümü gerçekleşen bir erkeğin yüzünün dörtte üçü transfer ediliyor. Yeni Çin Haber Ajansı"nın haberinde, hastaya bünyenin yeni yüzü reddetmemesi için ilaç tedavisi uygulanacağı ve yüze alışma sürecinde de psikolojik destek sağlanacağı bilgisine yer veriliyordu.

Şimdi de tam yüz nakli üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Prof. Peter Butler başkanlığındaki ekip, İngiltere"deki Royal Free Hastanesi Etik Kurulu"ndan operasyon izni aldı. Butler, yaklaşık 15 yıldır bu projeye kafa yoruyor. 2005"te verilen hasta seçme izni akabinde başvuran 29 kişiden 5"ini belirleyen Butler, operasyonda, hastanın önceki yüzü ve kadavranın yüzü karşılaştırıldığında, melez bir yüz oluşacağını kaydediyor. Prof. Topalan, bu çalışmaların çok zor rutin tedaviye dönüşebileceğini söyleyerek, "ilk biz yaptık" kaygısının öne çıktığına inanıyor.

FAKÜLTEDE 20 YILDIR ESTETİK CERRAHİ YAPMADIM…

-Sizden önce iki Türk profesörünün literatüre kazandırdığı tekniğe niye sizin haricinizdeki plastik cerrahlar pek ilgi duymuyor? Siz hangi yenilikleri getirdiniz?

Teknik belli bir sayıdaki çalışmadan sonra bırakılmış. Bir kere bu konuda çok tecrübeliyim. Her türlü sorunu çözebiliyorum. Çok hızlı yapabiliyorum ameliyatları. Tekniği yüzün her bölgesine uygulanabilecek, yüzün yarısını örtebilecek hale getirdim. Var olan bir şeyi genişlettik. Yüzün her iki tarafını değiştirdiğimiz hasta grupları var. Ciddi pediatrik yani çocuk hasta gruplarım var. Bunun dışında bütün yüzü tek parça doku ile örtme çalışması yaptım ve bir hastada başarılı oldum. Bu yeni bir teknik. Ameliyat konsepti aynı, ama hazırladığım doku teknik olarak farklı. Elde edilmiş yeni bir doku bu. Yine hastanın kendi vücut derisini kullanıyorum. Bütün yüzü kaplayacak bir deri vücutta yok.

-Elde edilmiş yeni bir doku derken neyi kastediyorsunuz?

Hiçbir zaman yoktan bir şey yapılmış değil. Plastik cerrahinin farklı disiplinlerini yapabilmeniz lazım. Zorluğu buradan kaynaklanıyor tekniğin. Pek çok plastik cerrah yapabilir ama bu bir uğraşı alanı. Zor ve hasta grubu farklı. Maddi imkânları zor bir hasta grubu. Tedavi çok uzun sürüyor. Neticelerini çok sonra alma şansı var. Ameliyatlar da teknik olarak zor. Plastik cerrahinde o kadar çok iç disiplin var ki. Özel ilgi alanı kabul etmesi gerekiyor hekimin. Çok keyif alıyorum ama ben de zorlanıyorum. Ameliyatlar bir iki yıl sürüyor. İki üç ameliyat gerekiyor.

-Estetik cerrahiye göre daha zor bir iş öyle mi?

Tam öyle bir şey kastetmiyorum kesinlikle. Dışarıda estetik cerrahiden para kazanıyorum. Ama üniversitede 1986"dan beri onarım mikrocerrahisi yapıyorum. Fakültede 20 yıldır estetik cerrahi ameliyatı yapmadım. Bu yapmayacağım anlamına gelmez. Vaktim olmadı. Böyle bir misyonum var. Otururken poliklinikte çocuk getirdiklerinde ayağı parçalanmış kesilecek, her şeyi bırakıyor, onu alıyorum. İnsanları topluma kazandırabiliyoruz. Ama belli bir yere kadar gidebiliyoruz. Bahsettiğim yöntemlerle tedavi ettiğim hasta sayısı 50"yi buldu. Tedavisi devam edenleri saymıyorum. Bir hastadan iki seneden önce tam sonuç elde edemiyorsunuz. Ama şunu da söyleyeyim, estetik cerrahi konseptiniz olmazsa bu ameliyatları da yapamazsınız.

Kaynak: sonsayfa.com
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • İnsan Beyninin DNA'sı çözüldü02 Haziran 2007 Cumartesi 16:30
  • Sıcaklarda kalp sağlığına dikkat02 Haziran 2007 Cumartesi 16:26
  • Nargile, sigara kadar tehlikeli29 Mayıs 2007 Salı 22:22
  • Pekmez bebek için mucize29 Mayıs 2007 Salı 19:07
  • Süt vücut direncini arttırıyor28 Mayıs 2007 Pazartesi 22:19
  • Sivilceye karşı birebir28 Mayıs 2007 Pazartesi 22:14
  • Şeker hastalığı gençleri seviyor28 Mayıs 2007 Pazartesi 13:47
  • Kulağınıza dikkat27 Mayıs 2007 Pazar 15:24
  • Şeker gençleri vuruyor..26 Mayıs 2007 Cumartesi 17:50
  • Enginar önemli besin kaynağı26 Mayıs 2007 Cumartesi 14:35
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02