• BIST 107.212
  • Altın 151,535
  • Dolar 3,6828
  • Euro 4,3280
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 4 °C
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin

Sosyal Devlet

Ahmet Yavuz

Türkiye Cumhuriyeti Devletini yani canımız kadar kanımız kadar sevdiğimiz Ülkemizi 29 Ekim 1923 te resmi olarak kurduk. İlk yıllarda yapılanlar bu ülkeye çağ atlattı. Büyük Atatürk "Eğitimde feda edilecek tek bir fert yoktur" cümlesi ile eğitimin daha doğrusu eğitimde ayrım yapılmamasının gerekliliğini gösterdi.

 

                Nedendir bilinmez ama sonraki hükümetler, yöneticiler eğitim konusunda o kadar cesur adımlar atamadılar. Bu konuda devrim yapmak gerekiyorsa tüm milletin bunu destekleyeceğini bile bile nedense hep müfredatla, kitapla, kitapların yazarlarıyla uğraştılar. Her yenilikte yepyeni karmaşaları beraberinde getirdiler.

 

Her yenilik yapan ya da yaptığını zanneden bir şeyi unutuyordu. Bazı fertler unutuluyor, hatta feda ediliyordu. Köşelere atılıyor, köylerden şehirlere inemiyor, evlerden sokaklara çıkamıyor, salyasını kimse silemiyor, cihazlarını kimse almıyor, kimse doktora götürmüyor, kimse ona sarılıp sevgisini gösteremiyordu. Var olan az sayıdaki resmi okullarda bilmem kaç yılından kalma müfredatla eğitim veriliyor. Az sayıdaki öğretmenimiz canla başla bu işi yapmaya çalışıyordu. Sanki Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim seferberliği gibi her türlü engellemeye "bunlardan ne olacak hoca salla gitsin" demelere aldırmadan harikalar yaratılıyordu. Evet engelliler engelleniyor, bırakın engellemeyi feda ediliyordu.

 

Sonra birilerinin aklına geldi "eğer devlet olarak biz yetişemiyorsak bu işi özel girişimci yapsın" dedi. Ve SHÇEK bu işi üstlenerek temeli pekte sağlam olmayan bir mevzuatla işler yürümeye başladı. Ancak önceleri bir şey unutulmuştu. Bu çocukların ailelerin çoğu zaten ekonomik olarak kötü durumdaydılar ve bu ücreti karşılayabilecek durumda değillerdi.  Zorda olsa SSK ve Emekli Sandığı bunun parasını karşılamaya başlayınca kurum sayısı da hızla artmaya başladı. Ancak her zaman olduğu gibi ilerisi planlanmadan çalışmalar yapıldığı için sıkıntılar sürekli artıyordu. Bizlerde hep kervan yolda düzülür mantığı vardır ya, kervanı düze düze geldik 2005 yılına... Şu andaki hükümet büyük bir cesaret örneği göstererek her tarafı tuhaflıklarla dolu, özürlülerin ihtiyacına cevap veremeyecek kadar özürlü bir özürlüler yasasını Meclisten geçirdi. Hem de öyle bir yaygara koparttı ki zannedersin Fatih Sultan Mehmet gibi çağ açıp çağ kapandı. Kanun çıkalı 3 yıl oldu ama ne ilginçtir ki halen yönetmeliklerin büyük çoğunluğu ortada yok, yönetmelikler olmadığı gibi işler de git gide karışmaya başladı.

 

Hani yukarıda dedik ya birilerinin unuttuğu hatta Büyük Atatürk" ün sözlerinin aksine feda ettiği özürlü çocuklarımızı toplumun suratına haykıran rehabilitasyon merkezleri şimdi ölüm kalım savaşı veriyorlar. Toplumun yanı sıra Devletin bile tabiri caizse ucube  olarak gördüğü özürlülerimize değer veren onlara değerli olduğunu hissettiren, Devletin uzanamadığı her köşeye hizmet götüren rehabilitasyon merkezleri ve çalışanları şimdi ayakta kalamamaktan korkuyor. Neden mi?

 

                2005 yılında çağ açıp çağ kapatan (!!!) hükümet bu merkezleri dolayısıyla da özürlüleri yeniden evlerine döndürmeye hazırlanıyor. Yönetmelikler çıkmamış, her tarafı eksik eğitim programları hazırlanmış, merkezlerin hangi standartlarda çalışacağına bir türlü karar verilmemiş, adeta insanları kıvrandırarak kırk satır mı kırk katır mı sorusuna mahkum etmişler.

 

                Bu yazıyı eğer okurlarsa Bakanlık yetkililerine hatta Bakanın ya da Başbakanın ta kendisine hatta daha öte Cumhurbaşkanı" na sesleniyorum.

 

  1. Madem bu eğitimi iki yıl sonra engellemeye başlayacaktınız, neden o kadar yaygara kopartarak bu kanunu çıkarttınız. Engellileri önce o kadar sevindirip şimdi biz hata yapmışız yeniden evinize dönün demek hangi akla hangi mantığa hangi vicdana hangi inanca sığar
  2. Yaklaşık 1700 merkezde istihdam edilen onca insana, onca insandan ekmek bekleyen ailesine, onların kazandığı paralarla karnını doyuran mahalle bakkalına, servisi tamir eden ustaya kusura bakmayın bu kadarmış deyip dalga geçmek hangi akla hangi mantığa hangi vicdana hangi inanca sığar,
  3. Lüks olan mallardan özellikle pırlanta gibi Türkiye nüfusunun % 99 unun ancak hayalinde görebildiği bir şeyden hiç KDV almazken, Devletin yapamadığını yapan Merkezler neden KDV öderler.
  4. AB ye gireceğiz derken AB nin aksine açılımlarla bu alanı nerdeyse ortadan kaldırmaya çalışmanız hangi Devlet yönetme anlayışına sığar
  5. Önce siz çok kazanıyorsunuz deyip zam vermediniz, sonra da yılda % 4 zam verdiniz şimdi de bu parayla % 50 daha fazla eğitim verin diyerek bu kurum yönetici ve sahipleri ile dalgamı geçiyorsunuz.
  6. Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Hayrunnisa Gül Hanım" ın himayesinde bir yandan "Eğitim Her Engeli Aşar" kampanyası başlatıp, diğer taraftan da bunların önüne engel koymak, engellilerin engelleri aşmasına neden olmak neyin nesidir.
  7. Sağlık kurulu raporlarının en az yedi hekimin kararını güvenilir bulamayarak kendi bünyenizdeki RAM lardan rapor alınmasına karar verdiniz. Sonra bu uygulamayı da değiştirip ikisini birden istediniz. Ya siz bu işi gerçekten bilmiyorsunuz ya da hem kendi memurunuzla hem kurumlarla hem de özürlü aileleri ile dalga geçiyorsunuz.
  8. Bütün kurumlarla uğraşmak, tüm engellileri engellemek yerine sorunlu kurumların üzerine gitmek gerektiğini ya size kimse söylemedi ya da işinize gelmiyor.
  9. Yönetmeliklerde işitme ve konuşma bozuklukları olan çocuklar için durup durup Odyolog isterim, konuşma terapisti isterim, isterim de isterim derken, bu meslek elemanlarının sayısal olarak parmakla bile gösterilmeyecek kadar az olduğunun farkında değil misiniz, ya da daha az engelli eğitimden faydalansın diye bilerek mi böyle yapıyorsunuz.

 

Aslında sorulacak çok fazla soru var ben aklıma gelenleri sıraladım şimdi. Bunlara cevap verilmeyeceğini bile bile, bunların değişmeyeceğini bile bile yazıyorum. Belki birilerinin zihninde bir şeyler çakar diye. Benim uzun süredir merak ettiğim bir şey var bir türlü anlamadığım ve cevabını bulamadığım. Bu bakanlıklardaki müsteşarlar, danışmanlar, bunların bilmem kaçar tane yardımcıları,  sonra bir sürü müşavirlikler ne iş yaparlar acaba? Bunlar hayatları boyunca hiç halkın içine girmemişler mi, halkın istediklerini görmüyorlar mı? Bıraktım özel kurumları kendi kurumlarındaki çığlıkları duymuyorlar mı? Az sayıda personelle çok iş çıkarmaya çalışan Ramların durumları, kendi iş yükleri yetmezmiş gibi bir de rehabilitasyonlar için verilecek raporlar, bu raporlar için olmazsa olmaz olan ama bazı hastanelerde hiç olmayan ya da sayı azlığından 5 ay sonraya IQ testi için  randevu vermek zorunda kalan psikologlar ve sırf bu yüzden aylarca rapor çıkarmaya çalışan özürlü yakınları vs vs vs.... Acaba biz mi başka bir ülkede yaşıyoruz ya da sizler mi? Yoksa engelliler, engelli aileleri ve bunlara hizmet veren kurum ve kuruluşlar sizin gözünüzde işe yaramayan şeyler de o yüzden önemsemiyor musunuz ? Ya da hepinizde işitme ve görme sorunları başladı.

 

        Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ikinci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri aynen şöyle belirtilmiştir. "...........demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." Şimdi son iki sorumu sorarak yazıma nokta koyuyorum. Birincisi tüm bu sorunları çıkartan bir yapıdaki bu Devlet,  SOSYAL midir, ASOSYAL mi, Ya da ANTİSOSYAL mi?  İkincisi tüm bu sorunları çıkartanlar Anayasal bir suç işlemiş olmuyor mu?

 

        Bu arada bir önceki yazımı erken yayından kaldırdığım için herkesten özür dilerim. Ben o yazımda aslında gerçekleri yazıp sektör açısından biraz özeleştiri yapmak istemiştim ama kralın çıplak olduğunu söylemem bazı insanları rahatsız etti ve neredeyse tehdide varan telefonlar aldım. Daha fazla germemek ve gerilmemek için yazımı yayından kaldırdım. Kimse birilerinden korkup da kaldırdığımı falan düşünmesin, biz ne eli silahlı ne  kravatı kalın ne de ensesi kalınlardan korkmayız. Biz işimizi adam gibi yaptıktan sonra gerisi vız gelir. Yayından kaldırdığım yazımın içeriğini yenileyerek yakın bir zamanda tekrar yayınlayacağım. Yazımın gecikmesinden dolayı yazı işlerimizi arayarak yeni yazımın akıbetini soran değerli okurlarıma da teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Her doğan günün yepyeni mutlulukları beraberinde getirmesi dileklerimle...

 

Ahmet YAVUZ

Sosyal Hizmet Uzmanı

ahmetyavuz27@mynet.com

Bu yazı toplam 3400 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02