• BIST 106.991
  • Altın 151,480
  • Dolar 3,6710
  • Euro 4,3144
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 4 °C
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin

Özel Özel Eğitim

Ahmet Emin BAYSAL

Özel Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Sektörüne
2010 Avrupa Kültür Başkentinden Bakış

 

Son günlerde edindiğimiz bilgiler ve gelişmeler göstermektedir ki; Özel özel eğitim ve rehabilitasyon sektörünün ve ülkemizin gerçekleri ya çok iyi anlatılamamakta ya da anlaşılmak istenmemektedir. Genel müdürlüğümüzün tavrı istemeyerekte olsa bizleri 2. şık üzerinde yoğunlaşmaya itmektedir ve bu tavır sektörün gerçekleri ile örtüşmemektedir.

 

Aşağıda seans adetlerinin 8+8+1=17 olmasına ilişkin taslağı gördükten sonra, gelinen noktaya ve sektörün geleceğine ilişkin şahsi düşüncelerim yer almaktadır.

 

Derneğimizin taslağında da yer alan en az 8 bireysel verilmesi önerisi nereden nasıl çıktı bilmiyorum ama kanaatime göre yanlış bir öneridir. Durup dururken seans adetleri ile oynanması fikrini çağrıştırmaktadır. Zaten kaç yıldır zam almayan ve mevcut seans adetlerini bile karşılamakta güçlük çeken merkezlerimiz için seans artırımının gündeme gelmesi doğru değildir. Derneğimizi buna iten ve benim şu an için sebebini bilmediğim bir mecburiyetle bu önerinin çıktığı kanısındayım. Yoksa öncelikle bu öneriyi hatalı bulduğumu belirtmek istiyorum.

 

Eğer seans adetlerinde bir değişiklik yapılacaksa gerçekten adaletli bir çözüm önerisi sunularak sektörün tüm taraflarının rahatlatılması gerekmektedir.

 

Dünyanın hiç bir yerinde hiçbir mal veya hizmetin bilinen gerçek maliyeti kalitesinden ödün verilmeden daha ucuza mal edilemez. Bizden fiyat artırımı olmadan hizmet artırımı istenmesinin anlamı kaliteyi düşürün demektir. Ki gerek yaptığımız işin niteliği, gerekse genel müdürlüğümüzün hizmet politikası asla hizmet kalitesinin düşürülmesi yönünde olamaz, olmamalıdır da.

 

Sektördeki mevcut çarpıklıklar ve bunların sonucu olarak hala kurumların 17 seansla ayakta durabileceğine olan inanç var ki bizden bu hizmet bu seans adedi ile bu ücretle beklenmekte. Sanırım iyi örneklemler seçilerek Türkiye'nin tüm fotoğrafı görülememektedir.

 

Ya da niyet üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, daha açık bir ifadeyle sektörü bitirmektir. Ben bu ihtimal üzerinde durmak dahi istemiyorum. Çünkü bu vazgeçilmez bir ihtiyaç, çünkü bu sektörü bitirmek bu kadar basit değil, çünkü hiçbir hükümet var olan bir durumu daha da kötü noktaya getirmeyi düşünecek kadar ileri görüşsüz değildir, çünkü ülkemiz kriz içerisinde ve bu sektörü de bitirerek krizin acı sonuçlarını büyütmek akıl karı değildir, çünkü engellilerimizi önce eğiteceğiz deyip sonra evlerine geri göndermek hiçbir vicdana sığmaz, çünkü... çünkü... o kadar çok çünkü var ki ilkokul öğrencisi bile bunları düşünebilir. Onun için bu ihtimal üzerinde durmaya dahi gerek görmüyorum. Önemli olan olumsuzluklara değil gerçeklere bakmak ve sorunu çözmeye odaklanmaktır. Diğer yandan da çünkü bu ülke bizim ülkemiz, bu paralar bizim devletimizin parası, bu engelliler bizim engellilerimiz, burada da çünküler var. Bizler bunun da farkındayız, çözümsüzlüğün asla çözüm olmadığının da.

 

Ve eğer niyet sektörü bitirmekse benim kanaatimce devlet adabına yakışan şudur; “Bu güne kadar sizden hizmet satın aldım teşekkür ederim, lakin (atıyorum) 2010 yılının Aralık 31 inden sonra ben bu hizmeti sizden satın almayacağım. Ona göre kendiniz ayarlayın kardeşim” der ve herkeste kendini belirlenen süreye kadar ayarlar. Ama sen kalkıp ben destekleyeceğim, sadece sosyal güvencesi olanları değil tüm çocukları karşılayacağım diye meydan oku, insanlara yatırım yaptır sonra da basit bahanelerle kıvır, işi yokuşa sür vs. Bu benim bildiğim devlet adabına yakışmaz kardeşim.

 

Ben 2010 Avrupa Kültür Başkenti"ndeki sektörel durumu ve yaşadıklarımızı şu şekilde aktarmak, mevcut seanslarla dahi zorlanan merkezlerimizin, 1 seanslık bile artırıma tahammülü olmadığını göstermek istiyorum.

 

Anadolu"daki pek çok il kalkınmada öncelikli olduğu için SSK"larını yarım ödemekteler ancak İstanbul'da böyle bir durum söz konusu değildir.

 

Aynı sektörde faaliyet gösterip aynı kalemden ödeme alan ama okul olduğu için 5 yıl süreyle vergiden muaf tutulan ama aynı hizmeti veren ve aynı kalemden ödeme alan özel eğitim merkezlerinin vergiye tabi olması da maliyetleri ciddi manada etkileyen bir diğer çarpıklıktır. Maliye bakanlığının bu uygulaması hem haksız rekabete hem de ülke menfaati adına kayıplara neden olmaktadır.

 

Anadolu"daki bir ilde bir binanın bir yıllık kira maliyeti ile aynı m2 yüzölçümüne sahip binanın İstanbul"daki kira bedeli arasında uçurumlar vardır. İstanbul"daki 2 aylık kira bedeli ile Anadolu da 12 aylık kirayı ödeyebiliyorsunuz.

 

Ulaşım keza yine İstanbul"da başlı başına bir problem olup gerek servis araçları gerek toplu taşım araçları maliyetleri çok çok yüksektir. Araçlar dakikalarca trafikte beklediği için yakıt maliyetleri doğal olarak fazladır.

 

İstanbul"da yaşamanın doğal sonucu olarak ulaşım, kira vb. giderlerini maaşına yansıtmak zorunda olan personelimizde İstanbul'da diğer illere göre daha pahalıya mal olmaktadır.

 

Her öğrenci için Türkiye"nin her yerinde aynı ücret ödenmekte. Yani 200 çocuğu olan bir kurum ülkenin neresinde olursa olsun aynı parayı almakta ama asgari maliyet olarak bile aynı parayı harcamamakta. Bu da adaletsizlik ve eşitsizlik doğurmaktadır. 17 seans önerenler yada 17 seans vererek kurumun ayakta kalabileceğine kanaat getirenler ya Anadolu"nun ücra köşesinden bir örneklem seçmekteler ya da hayatlarında beklide hiç İstanbul"a gelmediler.

 

Yöneticilerimizde çok iyi bilirler ki ülkemizde bölgelere göre gelişmişlik ve ekonomik maliyet dengesizliği var. Var ki bazı iller kalkınmada öncelikli tutulmakta ve yasal olarak teşvik imtiyazları verilmekte. Bu hepimizin bildiği bir gerçek. Bu durumda ülkenin her yerinde aynı adet hizmete aynı parayı ödemek ne kadar adaletli olur? Adaletten uzak ve de çok ciddi manada ters orantıya ve haksızlıklara neden neden olan bir sonuç doğurmaktadır. Uygulama ile büyük şehirlerdeki ve de özellikle İstanbul"daki merkezler cezalandırılmaktadır. Çünkü İstanbul gerçekten yaşam standartları kendine has ve de ülkemiz standartlarından çok farklı maliyetleri olan bir şehrimizdir.

 

Bir engelli birey için o yıl ödenecek rakamı doğal olarak ülkemiz bütçesi imkanları dahilinde Maliye Bakanlığı belirlemektedir. Bu rakamın kurumlar tarafından hak edilebilmesi için verilmesi gereken seans adetlerinin ise merkezi bir yerden tüm ülke için belirlenmesi haksız uygulamalara neden olacaktır. Çünkü ülkemizin her il ve ilçesinde sosyo-ekonomik şartlar eşit değildir. Bunun yerine daha önce yıllarca uygulanan ve tekrar uygulanmasının önünde hiçbir engel olmayan sistemle yani her ilde verilecek seans adedini o ilin sosyo-ekonomik koşullarını en iyi bilen kişilerce (valilik il ücret tespit komisyonu) belirlenmesinin gerektiğini düşünmekteyim. Lütfen bu düşünceyi ülkemizin tümü için olabilecek en adaletli sistem olacağını akılda tutarak tekrar tekrar değerlendirelim. Ankara"dan Hakkari"deki Erzurum"daki İzmir"deki, İstanbul"daki, Edirne"deki şartları tam olarak göremeyebiliriz. Bırakalım oraları en iyi tanıyan bilen insanlara orada yapılacak hizmetlere ilişkin kararları versinler.

 

Ayrıca seans adetlerinin yönetmelikle sabitlenmesi ilerde içinden çıkılması imkansız sonuçlar doğuracaktır. Maliye Bakanlığımız seneye her engelli için 300 tl ödeyebileceğini açıklarsa o zaman aynı adette seans nasıl verilebilecek? Veya ülkemizin sosyo ekonomik şartları iyileşti ve Maliye Bakanlığımız seneye her engelli için 900 tl ödeyebilirim dedi yine aynı seans adedimi verilecek? Bu durumlar karşısında geleceği de düşünerek değişen şartlara göre esnek, pratik, uygulanabilir çözüm yukarda da açıklandığı üzere ilden ile seans adetlerinin açıklanan ücrete göre belirlenmesi ile mümkün olacaktır. Aksi halde yönetmelikle sabitlenmiş olan seans adetleri uygulamada hantallıklara ve ciddi sıkıntılara neden olacak yeni problemlerle karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.

 

Bu durumu ülkenin her bir bölgesinden il ve ilçe örneklemleri seçerek reel rakamları ortaya koyarak da kıyaslamak çok kolay mümkündür. Ben sadece İstanbul"a imtiyaz tanınsın demiyorum asla. İstanbul"a özel düzenleme olsun da demiyorum, diyemem de zaten.

 

Taşra için teşvik yapılmasına asla karşı değilim ama bir tarafı teşvik edelim derken diğer tarafı cezalandırmadan, uygulama yapmanın öneminin altını çizmektir tüm amacım. Sonuçta bu işletmeler çocuk oyuncağı değil “kardeşim sende git taşrada aç bana ne” denecek kadar basit yapılanması olan işletmeler değiller. Hem de bu mantıkla yapılacak olan iş kaliteli hizmet vermek değil sadece ticari bakışla hareket etmeyi teşvik eder ki biz bunu asla istemiyoruz. Ayrıca ben giderim açarım taşraya ama herkes gidemeyebilir velev ki herkes gitti Avrupa"nın Kültür Başkenti"ndeki engelli çocuklarımıza kim nasıl hizmet verebilecek? Bu hizmeti almak en az diğerleri kadar onların da en doğal hakkı değil mi?

 

Sosyal Hizmetler Uzmanı Ahmet Emin BAYSAL

Özel Eğitim Kurumları Derneği İstanbul İl Temsilcisi

6. His®  Öz. Eğt. Reh. Merkezi
http://www.altincihis.net

Bu yazı toplam 34843 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02