• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı

Özel Eğitimin: Dünü Bugünü Ve Yarını

Kürşat Arıkmert

Dünyada özel eğitim alanında ilk sistematik çalışmalara 18. ve 19. yüzyıllarda rastlanılmaktadır. Bu çalışmalardan bazıları şöyle sıralanabilir:

 

J.M. Gespard Itard (1775-1836): Fransa"nın Averyon ormanlarında 12-13 yaşlarında vahşi bir çocuk yakalanır ve Dr. Itard"ın sorumluluğuna verilir. Itard"ın günlüklerindeki yazılarından yola çıkılarak Victor"un otistik bir çocuk olduğu anlaşılmaktadır. Özel eğitim hizmetlerinin Victor"un Itard tarafından eğitilmesiyle başlandığı kabul edilmektedir. Zihinsel engelli çocuklarla ilk bireysel çalışmayı başlatmıştır.

 

Philippe Pinel (1745-1826): Akıl hastalarıyla çalışmış ve insancıl yaklaşımı kullanmıştır.

J. Rodrigues Pereine (1780-1715): İşitme engelliler için ilk işaret dilini geliştirmiştir.

T. Hopkins Gallaudet (1787-1851): İşitme engelliler için ilk sembol ve parmak alfabesini kullanmıştır.

L. Braille (1809-1852): Kendisi de kör olan Braille, körler için altı nokta alfabesini geliştirmiştir.

S. Gridley Hawe (1801-1876): Görme ve zihin engelli çocuklar için ilk yatılı bakım kursunu açmıştır.

Alfred Binet (1857-1911): Zekânın ölçülebileceğini savunarak, ilk standart Zekâ testini hazırlamıştır. Yardımcısı Dr. Theodor Simon ile birlikte Zekâ yaşı kavramını ortaya koymuştur.

Alexander Graham Bell (1847-1922): İşitme yetersizliği olan bireyler için işitme araçları geliştirmiştir.

Maria Montessori (1870-1952): Yapılandırılmış eğitim araçlarını, zihinsel engelli çocuklar için ilk geliştiren ve İtalya"da ilk tıp derecesini alan kadındır.

Anna Freud: (1895-1982): Problemli çocuklara psikanaliz yaklaşımını uygulamıştır.

Bireysel çalışmalarla beraber birçok özel eğitim okulu açılmıştır. Fransa"da 1755 yılında işitme engelliler için, 1784 yılında ise görme engelliler için okullar açılmıştır. ABD"de 1817 yılında işitme engelliler için, 1829 yılında görme engelliler için, 1860 yılında ise, zihinsel engelliler için okullar açılmıştır.

Ülkemizde özel eğitim gerektiren çocukların eğitimine, 1889 yılında Grati adında birinin İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulu açması ile başlanmıştır.

1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Millî Eğitim Bakanlığı'na devredilmiştir.

Özel Eğitim Hizmetleri, 1950 yılından günümüze kadar Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.

1952 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü"nde özel eğitim şubesi açılmıştır.

Eğitim sistemimizde rehberlik kavramının gündeme gelmesi ise II.Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllardadır. 1955 yılında ilk defa Ankara"da rehberlik ve araştırma merkezi açılmış; daha sonra tüm illerde ve birçok ilçede açılmıştır.

Marshall Planı çerçevesinde Ülkemize gelen Amerikalı uzmanların eğitimimizdeki çeşitli geliştirme ve yenileştirme faaliyetleri sırasında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu 1955 yılında kurulmuştur. Bu büro rehberlikte bazı ölçme araçları üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış, ancak sonraki yıllarda çeşitli örgütsel düzenlemeler sırasında kapatılmıştır.

 

1980 yılında Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 1982 yılında Daire Başkanlığına, 1983 yılında ise Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür.

1983 yılında çıkarılan 2916 sayılı "Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu"nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir.

1983 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans programı açılmıştır. 1990 yılında aynı üniversitede Özel Eğitim Bölümü kurulmuştur. Daha sonra Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi ve başka üniversitelerde özel eğitim alanında çalışmalar başlatılmıştır.

1992 yılında ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyacın artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın olarak yürütebilmek amacıyla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ayrıca, 06.06.1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile engellilere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir.

1997 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı kurulmuştur.

Günümüzde üstün ve yetenekli çocukların eğitimi normal okullarda sürdürülmektedir; bununla beraber bu çocukların potansiyel yeteneklerini geliştirmek amacıyla Bilim ve Sanat Merkezleri açılmıştır.

•          Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların bir kısmı normal okullarda kaynaştırma uygulamalarında, küçük bir kısmı ise yine bu okulların bünyesinde açılan özel alt sınıflarda eğitim ve öğretimlerini sürdürmektedir. Kaynaştırmanın yaygınlaştırılması için çalışmalar devam etmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, çeşitli engel grupları için eğitim ve öğretim hizmeti veren kurumlar şunlardır:

 

Otizmli bireyler için bağımlı ve bağımsız otistik çocuklar eğitim merkezlerinde 3 yaşından itibaren eğitim verilmektedir.

 

Görme ve İşitme engelliler için gündüzlü ve yatılı ilköğretim okullarında, okul öncesinden başlanarak eğitim verilmektedir.

Ortopedik engelliler için meslek liseleri açılmıştır.

Orta düzeyde (eğitilebilir) zihin engelli çocuklar için açılmış ilköğretim okullarında eğitim-öğretim yapılmaktadır.

Ağır düzeyde (öğretilebilir) zihinsel engelli çocukların eğitimleri, eğitim uygulama okullarında yürütülmektedir.

İlköğretim mezunu olmayan ve ağır düzeyde olan 16 yaşını bitirmiş zihinsel engelliler için iş eğitim okulları açılmıştır.

İlköğretim mezunu zihinsel engelliler için mesleki eğitim okulları hizmet vermektedir.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel, özel eğitim kurumlarında da özel gereksinimli bireylerin eğitim-öğretim hizmetleri yürütülmektedir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu"na bağlı, zihinsel, görme engelli ve spastik bireylere, yatılı ve gündüzlü hizmet veren bakım, eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin yanında, mesleki eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri kapsamında iş atölyeleri kurulmuştur.

 

SHÇK" ya ve MEB"na bağlı özel, özel eğitim kurumları da şunlardır:

İşitme-konuşma özürlüler eğitim ve rehabilitasyon merkezleri

Spastik çocuklar rehabilitasyon merkezleri

Zihinsel özürlüler rehabilitasyon merkezleri

Özel gereksinimli bireylere eğitim, tedavi ve çeşitli sosyal hizmetler veren resmi ve özel kurum yanında vakıf ve dernek gibi çok sayıda sivil toplum örgütü bulunmaktadır. Ayrıca bazı üniversitelerde okul öncesinden başlanarak, özel gereksinimi olan bireylere ve ailelerine eğitim hizmetleri sunulmaktadır.

Hastanelerde ise süreğen hastalığı olan çocuklara özel eğitim hizmeti verilmektedir.

Sağlık güvencesi olan ve olmayan çocukların özel, özel eğitim merkezlerinde ayda 10 seanslık ( 6 seans bireysel + 4 seans grup) eğitim ve tedavi giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır.

 

Ülkemizde halen; görme, işitme, ortopedik, zihinsel engelliler, süreğen hastalığı olanlar, uyum güçlüğü olanlar, dil ve konuşma güçlüğü olanlar, üstün ve özel yetenekliler olmak üzere sekiz ayrı gruba özel eğitim okul ve kurumlarında, kaynaştırma uygulamalarında özel eğitim tedbirleri alınarak eğitim hizmetleri verilmektedir.

KAYNAK: Çetin ÖZBEY, Özel Çocuklar ve Terapi Yöntemleri, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2007.

 

1997 yılında 573 sayılı özel eğitim hakkında kanun hükmünde kararname ile Milli Eğitim Bakanlığı " Bu kanun hükmünde kararnamenin amacı; özel eğitim gerektiren bireylerin, Türk millî eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, genel ve meslekî eğitim görme haklarını kullanabilmelerini sağlamaya yönelik esasları düzenlemektir. " demiştir. Kapsam olarak ise "Bu Kanun Hükmünde Kararname; özel eğitim gerektiren bireyler ile onlara doğrudan veya dolaylı olarak sunulacak eğitim hizmetlerini; bu hizmetleri sağlayacak okul, kurum ve programları kapsar." demiştir.

İnsana verilen önemin artmasıyla paralel olarak özel gereksinimli olan çocukların eğitimleri konusunda 2006 yılı 1 Haziran"ına kadar çeşitli düzenlemeler yapıldı. Bu tarihten önce yalnızca sosyal güvencesi olan ailelerin çocuklarının özel eğitim giderleri devlet tarafından karşılanırken bu tarihten sonra sosyal güvencesi olsun ya da olmasın bütün ailelerin çocuklarının özel eğitim giderleri hükümetin çıkarmış olduğu yasa ile devlet tarafından karşılanmaya başlanmıştır. Bu sayede çok büyük bir adaletsizlikten geç de olsa dönülmüştür.

Bu tarihten sonra eğitim almakta olan çocukların sayıları hızla artmaya başlamıştır. Bununla ilgili iki farklı iddia ortaya atılmıştır. Bunlardan birincisi: Tıbbın gelişmesiyle birlikte tanılama teknikleri artmıştır. Bu sayede özürlü çocuklar daha kolay tanılanır hale gelmiştir. İkincisi ise: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yan etki olarak özel eğitim gerektiren çocukların sayıları artmıştır. Ben bunlardan birincisine inanan biriyim. Ama ekleyeceklerim de var. Tamam tıp gelişti, tanılama kolaylaştı. Lakin otizmin tanısı için tıpla ilgili bir şeyler yapılmıyor. Bir çocuk psikiyatristi gözlem yapıyor ve otizm tanısı koyuyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da böyledir. Peki o zaman özel eğitim gerektiren çocukların sayılarının ülkemizde hızla artmasının sebebi nedir? En başta insanımızın kültür seviyesinin artmasıdır. İnsana verilen önemin artmasıdır. Bunlar iç içe durumlardır. Cehalet suçların, savaşların sebebi olduğu gibi özürlülüğün de bir sebebidir. Öyleki eğer söylediklerim doğru olmasaydı özürlülük ve kültürel seviye arasında bir ters orantı olmazdı. Kültürel seviye arttıkça özürlülük düşer, özürlülük seviyesi artıkça da kültürel seviye düşer.

 Eskiden dil ve konuşma bozukluğu olan bir çocuk olduğunda evin yaşlıları derlermiş: " Bu çocuğun babası da geç konuştu, annesi de 5 yaşında konuştu. Zamanla konuşur. Doktora ya da eğitime gerek yok."  Hala bu şekilde bize gelen çocuklar oluyor. Konuşma bozukluğunun ya da gecikmesinin sebebini sadece kalıtımda arıyorlar. Oysa konuşma bozukluğunun ya da gecikmesinin çocuğun zihinsel olarak uygun altyapıya sahip olmaması, otizm, işitme engeli, yapısal bozukluklar, fonksiyonel bozukluklar vs. gibi birçok sebebi olabilir. Şimdilerde aileler yapabilecekleri kadar değil bakabilecekleri kadar çocuk yapıyorlar. Haliyle de çocuklarının bireysel farklılıklarına daha fazla eğiliyorlar. Küçük bir problemle karşılaştıklarındaysa doktora götürüyorlar. Doktor da eğer bir problem saptarsa çocuğun özel gereksinimi için özel eğitim öneriyor. Haliyle sektöre bir tane daha özel gereksinimli çocuk eklenmiş oluyor.

Bunun dışında 2006 yılının 1 Haziran"ından sonra devlet sosyal güvencesi olmayan ailelerin çocuklarının da özel eğitim giderlerini karşılamaya başlayınca ortaya ticaretle uğraşan insanlar için büyük bir pazar çıktı. 100 çocuk toplasam ayda 30 bin YTL, 200 çocuk toplasam ayda 60-70 bin YTL parayı devlet hesabıma yatıracak. Veresiyesi de yok bu işin çek de yok bu işte diyerek birçok ticari zihniyetli insan da işini gerçekten yapan ya da yapacak kurumların arasına katıldı. Bu düşüncedeki insanlar öğretmene verdiği maaşın üçte biri üzerinden sigorta yaptılar, eğitime gelmeyen çocuğa fatura kestiler, alanda eğitim almış özel eğitimci çalıştırmak yerine 4 yıllık üniversite hayatında özel gereksinimli çocuklar konusunda eğitim almamış okul öncesi öğretmenlerini, sonradan 1 ayda özel eğitimci yapılan ( ! ) sertifikalı sınıf öğretmenlerini çalıştırmaya başladılar. Bunları işini dürüstçe yapan özel eğitim merkezleri içlerinden temizlemedi/temizleyemedi. Milli eğitim bakanlığı bu konuda yeterli donanıma sahip personelinin olmayışından dolayı denetleme yapamadı. Ne zamanki DENİZLİ" de " özürlü olmayan çocukları özürlü göstererek devletten para alınıyor." haberi basına yansıdı. O zaman milli eğitim bakanlığı bir ekip görevlendirip DENİZLİ" de konuyu araştırmaya başladı. Bu ekip çok akıllıca davrandı. Önce ne kadar kanun, genelge, yönetmelik varsa hepsini önüne aldı, inceledi. Sonra " Rehabilitasyon merkezleri denetleme rehberi" isimli bir form hazırladılar. Bu işler bittikten sonra hakkında şikayetin olduğu kurumlara gittiler. Kurum karşılarında kendilerinden daha donanımlı müfettişler buldu. Gerekli incelemeyi yapıp raporlarını tuttular. Sonra bu müfettişlerin her biri birer arkadaşını özel eğitim merkezleri konusunda yetiştirdi. Sonra onlar da birer arkadaşını yetiştirdi. Derken bu alanda mevzuata hakim bir müfettiş topluluğu oluştu. Sonra Milli Eğitim Bakanı çevreden gelen şikayetlerin incelenmesi için Hakkari, Konya ve Adana"ya bu müfettişleri yolladı. Müfettişler tutanaklarını tutup geldiler. Oralarda birkaç kuruma çok büyük geri ödemeler çıkardılar. Bu haberler basına yansıdı.

Milli eğitim bakanlığının özürlü çocukların sayılarının her ay artmasıyla birlikte bu çocuklar için ayırdığı ödenek 2007 yılının mart ayında bitti. Milli eğitim bakanlığı artık kara kara düşünmeye başladı. Maliye bakanı bu ödeneği hazinede " Kara deliğe " benzetti. Her ay 5-10 bin arası çocuk sayısı artıyordu. Ne yapar da bu ödeneği azaltırım diye düşündüler. 20 kasım 2007 de rehabilitasyon merkezlerine daha az para ödeme adına bir genelge çıkardılar. Danıştay kanunla verilen hakkın genelgeyle bozulamayacağını belirterek bu genelgenin uygulanmasını iptal etti. Hükümet kararlıydı. Eğitim alan 190 bin çocuk var ama geride eğitime ihtiyacı olan en az 2 milyon çocuk daha var. Önce Nisan 2008 den itibaren geçerli olmak üzere kurumların ücretsiz okutmakla yükümlü oldukları % 3 öğrencinin parasını okutsalar da okutmasalar da verecek olduğu ücretten keseceğini belirtti. Bir yazıyla ödenen tüm parayı % 3 ünü azalttılar. Ama gene de ödenen para fazlaydı. Sonra bir kanun taslağı hazırladılar. Bu kanun taslağına göre çocukların eğitimleri programlarında belirtilenden fazla olamayacaktı. Bir çocuk ya bir yıl eğitim alıp başka eğitim alamayacaktı ya da her yılın birkaç ayında eğim alamayacaktı. Öyle ki özel eğitimde erken tanı ve kesintisiz eğitim esastır.

Değerli okuyucularım geldik bugünlere… Şimdi bu kanun taslağının meclisten geçip geçmeyeceğini düşünüyoruz. Geçerse özel eğitim merkezleri yeni bir yapılanma içerisine girecekler. Çocukların tüm yıl aldıkları eğitim ortalama 9 aya düşecek. Haliyle bir özel eğitimci aylarca uğraşıp bir çocuğu bir basamak yukarıya çıkaracak, belli davranışları kazandıracak. Ama 3 ay boyunca eğitimden uzak kalan çocuk gerilemiş olarak eğitim sezonunun başlamasıyla kuruma gelecek. Olan yine özel eğitimciye ve çocuğa olacak.

Eğitim hakkında bilgisi olmayan kişiler bizim işimize karıştığı sürece bu sektör hak ettiği yere çok zor varır. Bakanı daha az para ödemek için çocukların eğitimlerini kısıyor, kurum sahibi ticari kaygılarından dolayı eğitime değil ay sonunda kendine kalacak parayı hesaplıyor. Hükümetin tez zamanda özel eğitim için akademik kadrolardan oluşan bir ekibe pratikle teorinin birbirine uyacağı bir kitap yazdırmaya ihtiyacı vardır. Herkes de bu kitaba bakarak işlerini yürütmeli.

Bu sektörü bilen, özürlü çocukları kullanmayan, kurumları sadece özel eğitimcilerin yönettiği günleri tez zamanda görmek dileğiyle… SEVGİYLE KALIN..

 

    Kürşat ARIKMERT

Bu yazı toplam 9806 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02