• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 9 °C
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston

Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon

Kürşat Arıkmert

DEĞERLİ ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON OKULU / MERKEZİ SAHİPLERİ, MÜDÜRLERİ VE DİL VE KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ OLAN ÇOCUĞA SAHİP AİLELERİ / YAKINLARI

            Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı 08.03.1993 tarih ve 60 sayılı karar ile yürürlüğe koymuş olduğu “Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu” programının 2.amacını “ Konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan çocukların konuşma yeteneğini kazandırmak.” olarak düzenlemiştir. Lakin 08.01.2008 tarihine kadar işitme engeli olmayan konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan 6-12 yaş arası çocuklar bu programdan faydalanamamışlardır. Bursa merkezli “ Özel Eğitim Gerektiren Çocuk Hakları Derneği” 07.12.2007 tarih 6 sayılı yazısıyla Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı"na bu programın “Konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan 6-12 yaş arası çocuklar” için de kullanılıp kullanılmayacağını sormuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 08.01.2008 tarih ve B.08.TTK.0.01.01.04 sayılı yazısı ile Özel Eğitim Gerektiren Çocuk Hakları Derneği"nin sorusunu cevaplamıştır. Cevabında “ Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu programının 2. ve 3. amaçlarında da belirtildiği gibi sadece işitme engelli çocukların değil, işitme engeli olmayıp konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan çocukların eğitimini de kapsadığını; söz konusu programın konuşma engelli bireylerin eğitiminde kullanılmasında da bir sakınca olmadığını belirtmiştir. Daha aradan 9 ay bile geçmeden Milli Eğitim Bakanlığı, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü 08.09.2008 tarih ve 57077 sayılı yazısı ile Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu programını iptal ederek yerine 25.08.2008 tarih ve 162 sayılı Talim ve Terbiye Kurulu Kararı ile “Özel, Özel Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Güçlüğü için Bireysel ve Grup Eğitim Kurs Programı”nı koymuştur.Bu programı uygulamak isteyen özel, özel eğitim okulları ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin “Bu programın eğitim uygulamasını yapacak eğitim personeli olarak belirtilen “ Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı”, “Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı”/”Dil ve Konuşma Bozuklukları Terapisti”/”Dil ve Konuşma Bozuklukları Patoloğu” na ilişkin çalışma izni teklifiyle birlikte Milli Eğitim Müdürlüklerine müracaat ederek, program ilavesi yaptırmaları gerekmektedir. “ demiştir.

            Ülkemizde konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan çocukların eğitimlerine girecek personelin standartlarının zaman içerisinde yükseltilmesi çok güzel bir gelişmedir. Lakin Milli eğitim bakanlığı özel eğitime gereksinim duyan çocuklarla ilgili çoğu kararda olduğu gibi konu hakkında yeterli araştırma yapmadan, bu değişikliğin personel açısından bakıldığında uygulanmasının mümkün olmadığını düşünmeden, kulaktan dolma bilgilerle “Kervan yolda düzülür.” mantığıyla oku yaydan çıkarmıştır.

            Ülkemizdeki dil ve konuşma terapistlerinin sayısı profesör  olanlar da  dahil olmak üzere yaklaşık 55 tanedir.  Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Uzmanlarının sayısı ise yine profesör  olanlar da dahil yaklaşık 150 tanedir. Bu verilerden yola çıkarsak ülkemizde dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarla “Özel, Özel Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Güçlüğü için Bireysel ve Grup Eğitim Kurs Programı” dahilinde çalışma yetkisine sahip eğitimci sayısı 205 civarındadır. Lakin dünya sağlık örgütünün benimsediği oran ülkemiz nüfusuna genellendiğinde ülkemizde % 3,5 oranında dil ve konuşma sorunlu bireyin bulunduğunu görürüz. Hatta ülkemizin gelişmiş değil de gelişmekte olan bir ülke olduğunu da göz önünde bulundurursak  ülkemizde bu oranın biraz daha üzerinde bir oranda dil ve konuşma sorunlu bireyin bulunabileceğini kolayca anlayabiliriz. Ülkemizde % 3,5 oranında dil ve konuşma sorunlu bireyin bulunduğunu kabul etmiş olsak bile nüfusu 70 milyon olan ülkemizde yaklaşık olarak 2.450.000 tane dil ve konuşma sorunlu birey vardır diyebiliriz. Bu sayıyı 205 e böldüğümüzde ( Ülkemizde dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarla “Özel, Özel Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Güçlüğü için Bireysel ve Grup Eğitim Kurs Programı” dahilinde çalışma yetkisine sahip eğitimci sayısı ) eğitimci başına 11.951 birey düşmektedir.

Buradan Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu programını iptal ederek yerine 25.08.2008 tarih ve 162 sayılı Talim ve Terbiye Kurulu Kararı ile “Özel, Özel Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Güçlüğü için Bireysel ve Grup Eğitim Kurs Programı”nı bir günde koyan yetkililere seslenmek istiyorum: Bu programla ilgili değişikliği yaparken hiç araştırma yapmayı düşünmediniz mi? Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu programını dahilinde eğitim alan birey sayısı 9 ayda 14.000 olmuştur. 30.09.2008 tarihi bu çocukların özel eğitim okulu ve rehabilitasyon merkezlerinde alacakları eğitimin sonlandırıldığı tarih olacaktır. Bakalım bu kadar çocuğun, eğitimcinin ve kurum sahibinin duası ( ! ) sizi nereye götürecek.

Peki bu geçiş nasıl yapılmalıydı? Önce yeterli olacak sayıda uzman yetiştirilmeliydi. Sonra bu geçiş yapılmalıydı. Dili ve konuşmayı öğretmeye yönelik lisans düzeyindeki eğitimlerden en yakın olanı işitme engelliler öğretmenliğidir. Eminim ki işitme engelliler öğretmenleri kısa sürede bu beceriyi edinirler.

Dil ve konuşma terapisti olmak isteyen bir yüksek lisans öğrencisi haftada 4 gününü ayırarak tüm yaş gruplarındaki tüm özür gruplarıyla ilgili teşhis, sağaltım, izleme gibi aşamaları öğrenip mezun oluyor. Özel Odyoloji İşitme ve Konuşma Engelliler Kursu programı özel eğitim merkezlerinde tüm yaş grupları için değil sadece 6-12 yaş grubu için uygulanıyordu. Sadece bu grubu kapsayan kısmı dili, ve konuşmayı öğretmeye meyilli olan işitme engelliler öğretmenlerine kısa sürede öğretilebilirdi. Ayrıca dilin bir dizge olduğunu ve işitme engelli çocukların da dili ve konuşmayı normal işiten çocuklar gibi öğrendiklerini gözünde bulundurursak, işitme engelli çocuğa öğretilen dilin konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan bireylere de benzer yöntemlerle öğretilebileceğini düşünüyorum. Özel eğitim merkezlerine işitme engelli bireyler, otistik bireyler, zihinsel engelli bireyler vs. gelirken belli bir tanıyı alarak gelmektedirler. Tıbbi tanıyı hastanelerdeki sağlık kurullarından, eğitsel tanıyı ise rehberlik ve araştırma merkezlerinden alıyorlar. Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı “Özel, Özel Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Güçlüğü için Bireysel ve Grup Eğitim Kurs Programı”nda zorunlu tuttuğu uzmanları kendi Rehberlik Ve Araştırma Merkezlerine zorunlu tutmalıydı. Bu sayede problemi tespit edilen birey rehabilitasyon merkezine tanısı konulmuş, eğitsel planı yapılmış bir şekilde gelirdi. Lakin Milli Eğitim Bakanlığı bu alanlarda personel bulmanın zorluğunu bildiği için ve kendisine ayrı bir maddi yük oluşturacağı için böyle bir işe kalkışmadı. Bunun yerine kısa sürede bir program hazırladı ve kendisine bağlı olan Talim Ve Terbiye Kurulu"ndan geçirdi. Peki bu sorunlarla şimdi kim uğraşıyor? Kimler bu değişiklikten zarar görecek? Şu anda bu işten mağdur olanlar dil ve konuşma bozukluğuna sahip bir çocuğa aileler, dil ve konuşma bozukluğuna sahip çocuklar, bu çocuklara milli eğitim bakanlığının ödenek ayırdığını düşünerek bu hizmete yatırım yapan kurumlar ve bu kurumlarda işe başlayan ve 01.10.2008 tarihinden itibaren işlerini kaybedecek olan işitme engelliler öğretmenleri zarar görecek.

            Olayların bir görünen sebepleri bir de gerçek sebepleri vardır. Görünürde yapılan işler ne kadar iyi olsa da uygulamada böyle bir şeyin olmasının ülkemiz şartlarına göre mümkün olmamasından dolayı bunun altında farklı sebepler aramaktayız.

Devlet yapacağı bir yatırım varsa bununla ilgili bir ön çalışma yapar. Bunun sonuçlarına göre gelecekle ilgili planlar hazırlar. Bu ne kadar sürecek? Bana maliyeti ne? Bana ne kazandıracak? Benden ne götürecek? İlerleyen yıllarda bu maliyetleri olumsuz olarak neler etkileyebilir? vs.. gibi. Bence, “Özürlü bireylerin özel eğitim giderlerini artık devletimiz karşılayacak.” diyerek sosyal bir devlet olma yolunda çok güzel bir adım atan hükümet bu konu üzerinde düşünmeden hareket etmiştir ya da sorumluların sorumsuzlukları yüzünden yanıltılmıştır. 2006 Haziran ayından sonra sosyal güvencesi olmayan ailelerin çocuklarının da özel eğitim giderlerinin devlet tarafından karşılanmasından sonra tanılanmış özürlü birey sayısı birkaç kat artmıştır. Her ne kadar bazı merkezler bunu kötüye kullanmış olsa da özürlü bireylerin tespit edilmesi konusunda en fazla çabayı özel eğitim merkezleri göstermiştir. Çünkü bu merkezler kapalı odalarda farkına varılmayı bekleyen özel eğitim gerektiren bireyleri tespit etmişler ve hak ettikleri eğitime kavuşturmuşlardır. Tanılanmış özürlü birey sayılarının artmasıyla birlikte devletin özürlü bireylere ayırmış olduğu para da tükenmiştir. İŞTE FİLM BURADA KOPTU…!

 

MEB  11.07.2007 de " Özürlü Envanterinin Çıkartılması " konulu bir yazı yayımladı. Her il ve ilçede sınıf öğretmenleri sokak sokak, ev ev dolaşarak özürlü birey tespitinde bulundular. Hükümet de buradan çıkan sonuçtan yola çıkarak sosyal devlet anlayışını gerçekleştirmeye özürlülerden başlamak istedi ve önce sosyal güvencesi olmayan özürlü bireylerin de özel eğitim giderlerini karşılama sözü verdi. Ama burada 4 tene hata yaptı. 1. si tarama yapılırken ciddiye alınmadı. Ben o zamanlar bu taramayı yapan sınıf öğretmenlerinin bazılarının adrese gitmeyerek formları sınıflarındaki çocuklara verip çocuğun kendi mahallesindeki özürlüyü bulup doldurmasını sağlayarak bir tarama yaptığını gördüm. Burada Milli Eğitim Bakanlığı şunu yapmış oldu: Bir özürlü taraması yaptı. Ama bunu çocuğa yaptırdı. 2. si ise tarama yapacak personelin yanlış seçilmesiydi. Tarama yapacak personel sınıf öğretmenlerinden oluşuyordu. Sınıf öğretmenleri bir kişinin özürlü olup olmadığını anlayabilecek bir düzeyde özel eğitim bilgisiyle yetiştirilmemişlerdir. 3. hata ise : Kapıya gelen bir memura evinde bir özürlünün olduğunu söylemeyecek ne kadar çok insanın olduğunun göz önünde bulundurulmayışıdır. 4. hata ise: Öğretmenler bu bilgileri toparlayıp il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine verdiler. Ama bakanlık İLSİS"e girmek için yeterince zaman vermediği için de birçok il ve ilçe milli eğitim müdürlüğü bu bilgilerin hepsini İLSİS e giremedi.

 

Düşündüğü miktarın birkaç katı birden parayı özürlü bireylerin eğitimi için ödemeye başlayan hükümet her geçen gün özürlü birey sayısının arttığını, şimdi 190 bin civarında olan sayının 3 buçuk milyona kadar çıkacağını göz önünde bulundurarak çeşitli tedbirler alma yoluna gitmiştir. Fakat bu tedbirleri alırken ( Bu konuda sayın maliye bakanı Kemal UNAKITAN"ın baskısı var diye düşünüyorum.) biraz acele etmiştir. Çünkü bu program pek üzerinde düşünülmeden ve birilerinin dayatmasıyla hazırlanmış görünümü vermektedir. Öyle ki MEB önce bedensel engellilerin almış oldukları fizyoterapi eğitimini sağlık bakanlığına devretmeyi düşünmüştür. Hem de sağlık bakanlığında bunun hiçbir alt yapısının olup olmadığını düşünmeden ve ben yapayım ne olursa olsun mantığıyla. Bu değişikliğin kanuna aykırılığı tespit edilip taslak halindeki genelgeden son anda da olsa çıkarılmıştır. Son aldığım duyumlara göre MEB 3 haftaya kadar fizyoterapistlerle ilgili bir yönetmeliği çıkarmaya hazırlanmaktadır. Çıkacak yönetmeliğe göre fizyoterapi programı uygulamak isteyen merkezlere FTR doktoru şartı getirecektir. Burada verilmek istenen mesaj şudur: MEB idealist bir kurumdur. Ülkemizdeki özel eğitimin kalitesi artmaktadır. Aslında bu da özel eğitim merkezleri için bir tür bezdirme taktiğidir. Ülkemizde DİLKOM dışında dil ve konuşma terapisti yetiştiren yüksek lisans programı vardı da biz mi girmedik? İşsiz onlarca FTR doktoru var da biz mi almadık. Bence burada özürlü çocuklar üzerinden çok da etik olmayan bir oyun oynanmaktadır.

Her geçen gün özel eğitim merkezlerinde eğitim alan çocukların sayısı artmaktadır. Milli eğitim bakanlığı da artan çocukların eğitim masraflarını karşılamak üzere maliye bakanlığından sürekli ek ödenek talep etmektedir. Maliye bakanımız bu ödeneklerin olması gerektiğinden fazla arttığını söyleyerek bu artışa dur denmesi konusunda Milli Eğitim Bakanlığı"nı uyarmıştır. Milli eğitim bakanlığı da kendi içinde bir çözüm üretmeye çalışmıştır. Önce 01.06.2006 tarihinde vermiş olduğu sözden biraz biraz sapmaya başlamıştır. Günümüze gelindiğinde ise bu sözlerden büyük oranda sapma gösterildiği bir gerçektir. Şimdi bakalım Milli Eğitim Bakanlığı 01.06.2006 tarihinden beri özürlü çocuklara ayırmış olduğu bütçeyi denkleştirmek üzere neler yaptı. Bunların ne kadar etik olduğu hakkında yorumu sizlere bırakıyorum.

1.      Önce 20 kasım 2008 tarihinde çıkarmış olduğu ve sonradan uygulaması durdurulan genelgeyle eğitim alan özürlü çocukların bir kısmının eğitimlerini kendi bünyesinde emekli edip 20 günde sertifika verdiği sınıf öğretmenleriyle yapmaya çalışarak giderleri düşürmeye çalıştı.

2.      Yine bu genelgeyle fizyoterapi programını sağlık bakanlığına devretmeyi denedi. Lakin kanuna aykırı olduğu için yönetmeliği çıkarmadan taslaktan çıkardı.

3.      Her tür özür grubundan özürlü bireylere yaş sınırı koydu. Bu sınırı Danıştay iptal etti.

4.      Okula giden çocuklara ve gitmeyen çocukların bir kısmına grup eğitimi verdirilmeyerek her çocuk için 93 YTL tasarruf sağlandı.

5.      Konuşma gecikmesi ve bozukluğu olan çocukların derslerine uzman girdirmek istedi. Lakin yapılan iş uzman sayısının yeterli olmadığını göz önünde bulundurduğumuzda bu çocukları evlerine göndermek, dolayısıyla ödeneklerin azalması demektir. Haliyle amaç eğitimin kalitesini artırmak değil eğitim alan çocuk sayısını azaltarak özel eğitime ve özel eğitim merkezlerine daha az ücret ödemek.

6.      Şimdi sıra fizyoterapi programı uygulamak isteyen kurumlara FTR doktoru zorunluluğu getirmeye geldi. FTR doktorum olsa zaten fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezi açar sağlık bakanlığına geçerdik de     :) Hiç olmazsa yarın hangi karar çıkacak diye uykularımız kaçmazdı, kararlar çıkarılmadan araştırılırdı.

7.      Bundan sonra da yapılacak olan şudur. MEB emekli sınıf öğretmenlerine yeni bir kurs açacaktır. İlköğretim okullarının kalorifer dairelerinin yanındaki odaları boşaltıp ışık görmeyen bu loş (! ) odalarda 10-15 er kişilik sınıflarda özürlü çocuklara eğitim ( ! ) verecektir.

 

 

·        Özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar;

·        Özel eğitime muhtaç bir çocuğa sahip aileler;

·        Özel eğitime muhtaç çocuklara MEB ödeme yaptığı için kurum açıp yatırım yapan kurum sahipleri;

·        MEB"in çıkarmış olduğu yönetmelikten olumsuz etkilendiği için işini kaybeden ya da kaybetme korkusu yaşayan eğitimciler;

Özürlü çocuğuna eğitimi ücretsiz yapacaklar diye hükümete oy verenler;

 

ŞU AN BİRLEŞME ZAMANIDIR.

 

Bizler sesimizi çıkarmadıkça Milli Eğitim Bakanı daha çokkkkk yerde “70 yaşında dedelere eğitim verip devleti soyuyorlar.” diye yaygara koparıp bizi hırsızlıkla suçlayacaktır. Özürlü çocuklar üzerinden yaygara koparan, her yerde bizi hırsızlıkla suçlayan, iyi olanlarımızı değil kötülerimizi gören, denetlemeleri sıkılaştırıp çürükleri ayıklama yetkisi kendisine verildiği halde bunu yapmak yerine önüne gelene bizi şikayet eden Milli Eğitim Bakanını, para yok diyerek özürlülerin eğitimlerini iptal etmeye çalışan, özürlülerin giderlerini maliyede “Kara Delik” olarak niteleyen maliye bakanını istemiyoruz. İnsanlar özürlü çocuklarına eğitimi ücretsiz yapacaklar diye bu partiye oy verdiler. Şimdi seçim zamanı değil. Nasıl olsa özürlü çocuğa sahip olanlardan yeterince oylar da geldi. Az biraz vicdanı ve inancı olan insan bu gidişata dur demeli. Ya da geçmişte olduğu gibi bizi yönetenlerden birilerinin başına da bizi daha iyi anlasın diye ALLAH özel eğitime muhtaç bir çocuk mu vermeli?

Sevgiyle kalın..

 

 

                       Kürşat ARIKMERT

              İşitme Engelliler Öğretmeni

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 15475 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02