• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi

KÜLLERİMDEN YENİDEN DOĞUYORUM

G. Resuloğlu

Kendini bildi bileli iki hayatı vardı, gösterdiği ve yaşadığı. Masallar ve sakladığı gerçek hayat, arada başkalarına göre, marjinal yaşam biçimleri ile hedef ve dikkat dağıttığını asla bilmeden yaşadı.

 Hayatın için yaşadığı görünen bedeni ve zamansız gösterdiği, yalan hayatının taşıyamadığı sancılarının dışa vurduğu, öfke ve intihar söylemleri ile ürküttüğü, kendini seven ve desteklediğini söyleyen insanlara gösterdiği, nefret, öfke.

Bir ideale sığınma sakladığı diğer hayatının yansımasıydı. Sürekli bulunduğu ortamdan ve yaşadığı evden kaçma isteğinin nedenini, yıllar sonra hayatının sonuna doğru anladı.

 Kendisini ruhsal ve beyinsel olarak incitmiş bir geçmişin içinde, kapana kısılıp kaldığını, tüm hayatı boyunca, sürekli izlendiği, her hareketinin kayıtlara geçirildiği, sosyal ajanlarla yaşadığı ortamdan kaçıp kurtulmak, sürekli istediği buydu.

 Artık hayatını anlamış yalnız ve hayatı olduğu gibi kabul etmiş biri gibi görünüyordu. Yıllar sonra anladığı tek şey, sosyal engelli ve sosyal ajanlarla sadece kendisinin karşılaşmadığı idi.

 İri gözlü koruyup kolladığını sandığı yaralı bir genç kız, yıllar sonra ablasına taşıdığı yarasını açana kadar, insan bu kadar kendine dönük ve kör yaşar mı? Ne yazık ki yaşamıştı.

 Korku ve saklanma çabasının nedeni, bilinçaltı çözülene kadar; okumadığı kişisel gelişim kitapları, psikoloji kitapları, romanları neredeyse kalmamıştı. Ta ki düşlerini, o güzel dostuna anlatana kadar, (rüyalar bilinçaltına giden kral yollarıdır demişti) ve her gün düşlerini bir karmaşık yumağı çözer gibi, kendi içine dönüp çözene kadar. Onun içinde hapsolduğu, Korku ve saklanma çabasının, gündelik yaşamda da tekrar ettiğini fark edene kadar.

 Bu KORKU nedendi, neden ? NEDEN !!!

 Başını sonunda kendi vücudundan kaldırdığında, KENDİNE ACIMAKTAN bıktığında, AĞLAMAKTAN UTANDIĞINDA, kendine yeter dediğinde düğüm çözülmüştü. Aslında etrafında, tıpkı kendi anne ve babası gibi, birçok anne ve babanın, kendi otoritesini devrettiği yakın akrabalarına, evlat diye emanet aldığı, aslında namus bekçiliğini devir etmesinden başka bir şey değildi.

 Kendini bildi bileli, erkekleri ayartan, olası fettan ihtimaline karşı;  gömleğin kalçaları örten giysiler, asla kesilmemiş saçlar, yüzüne bakarak tek kaşın bile alınıp alınmadığı, kontrollerinin yapıldığı ortamda, oto kontrol çoktan devreye girmişti.

 Yıllarca yarım cinsiyetle hayalet gibi dolaşmıştı.  Babasının tek eksiği, korktuğu ve yaşadığı tüm sancıları, bilmeden sosyal engelli insanlara, çok güvendiği abisi ve onun erkek çocuklarına devrettiği, saygı adı altında çocuklarını koşulsuz şartsız teslim etmesiyle, acının kimlik değiştirdiği kendisinden çocuklarına geçtiğiydi

 İki kişilikli gibi dolaşmak, gelişen genç kız bedeninin, inkarına zorlayan, giyim dayatmaları, bir yandan da kendi oğullarına, bu kızı gelin adayı olarak gösterilmek, çocuklukta başlayan hapishane sinyalleri.

 Hani hep hayal ederiz, beyaz gelinlik giyeceğiz, çocuklarımız olacak ve ben onları bana davranıldığı gibi davranmayacağım, özgür bırakacağım. Oysa gelinlik giymek, hayatımızda bir kez özel olmak, değer görme çabaları dışında neydi ki o arzu,  anne baba için namusun devir töreni, özgürlüğün asla hayalinin bile kurulamayacağı başka bir ev.

 Ona göre evlilik başlangıç değil sondu, çünkü kendisini takip eden sosyal ajanlar onu geceleri küçücük bir yatağa hapsedip, gündüzde bedensel hizmetinden yararlanacakları bireyler yetiştiriyorlardı. Hep evlenmemek için mücadele ederken; bir yanıyla mafya babası gibi zengin ve güçlü birinin onu kurtaracağı, hayaliye etrafına baktı durdu, yalnızlığında sığındığı tek dünya televizyondaki filmler bir gün kurtarıcının geleceğini, sosyal ajanlardan ebediyen kurtaracağını söylüyordu.  ÖDENECEK BEDEL neydi, koskoca tek bir günlük özel olmayla biten bir hayat. Sürekli tekrar eden, hizmet ve daha çok ve hızlı hizmet.

 Çok isteği şeye kavuşmuştu, kimseye hesap vermeden, bilgi vermeden, açıklama yapmadan yaşamak mı? Bedeli çok ağır olmuştu.  O artık bir bedensel  engelliydi.

 Bedensel engelli, sosyal ajanlara göre; bir zavallı, hiç bir şeye gücü yetemeyen, takip etmelerine, kontrol etmelerine gerek olmayandı. Koskocaman bir cinsiyetsizdi, bir değirmen taşı bile değil, her an yok olması beklenen biri.

 Sorun, hiç mi psikoloğa ya da  psikyatriste gitmedi. Yıllarca, farklı psikolog ve psikyatriste gitti. Aradığı cevabın, dört duvar arasında, içinde kendinin insan gibi değer görüldüğü,TÜRKİYE  KAS HASTALIKLARI derneğinin, internet üzerinden psikolojik destek aldığı, bir dost psikologdan geldi,

 Tekrarlayan rüyaları adım adım çözerek, gerçekten koşulsuz destek ve sevgi görmeden, sadece görevleri olduğunu ve hizmete dayalı yaşadığını, kendi olmadan, babası ve onun uzantısı olan, sosyal ajan akrabalarına göre yaşadığını fark edene kadar 50 yıl geçmişti.

 Doğu felsefecilerine göre, kimlik ve kişilik bunalımları;  arzudan doğar, ümitten. Arzularını yok ettiğinizde, kişi iyileşir. (Haz olmayınca Korku da olmaz. O zaman mutluluk ya da mutsuzluk da olmaz.) Ben artık bu noktadayım, ne mutluyum ne de mutsuz. Ya o da evlenseydi, başına geleceklerden biri de şu olur muydu ?

 Bir gün telefonla, DMD hastası 4 yaşındaki bir erkek çocuğun babası aradı, Çok üzgündü, eşine kızgın ve öfkeliydi.

 Neden benim hayatımı kararttı diye soruyordu, DMD hastalığı, annenin taşıyıcı olduğu, sadece erkek çocuklarında görülen, çocuk yaşta başlayan, hızlı ilerleyen, yürüme ve solunu etkileyen 11 yaşında skolyoz ameliyatı olmazsanız, 25 li yaşlarda öldürme ihtimali olan bir hastalık. Eşin dayısını nu hastalıktan kaybettiğini ve kendisinin bu taşıyıcılık testini neden yaptırmadığını, soruyor, eğer bilseydim, evlenmezdim diyordu. 

Kızıma bu testi yaptıracağım diyordu, hasta çocuğunu, tedavisi olmayan bu hastalıkla boğuşurken izlerken, ona vereceği cevapları olmadığından çaresizlikle, öfke arası, gidip geliyor.

 Oysa dernek başkanımız, Prof . Dr. Coşkun  ÖZDEMİR, her toplantıda akraba evliliğinin bu sonuçları doğurabileceğini söylemeye çalışırken, birileri; Allah ın izin verdiği evliliklerde sorun olmaz diyordu.

Sorum ŞU ANNE TEST YAPTIRSAYDI, hayalini kurduğu birçok şeyi yaşamazdı. SİZ böyle bir kadınla evlenir miydiniz ? Toplumuz, dürüstlük ve mutluluk arasında günler ve geceler, yıllarca, gidip gelen;  binlerce engelli kadın ve engelli kas hastası çocuğa sahip, mutluluğunu, huzurunu, tatilini, çocuklarının gözlerinde ve dudaklarında arayan binlerce annem var. 

 

 

Bu yazı toplam 110 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02