• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi

KAS HASTASININ EVİNDE KARINCA OLMAK

G. Resuloğlu

Dengesiz ve huzursuz günlere gene dönmüştü, kendini her şeyden  soyutlamaya başlamıştı, kırılgan ve sürekli ağlama krizleri eşiğindeydi, fizyoterapist eve geldiğinde karıncaları sevmeye başlayabileceğinden ve yalnız insanların evindeki bir nesneye nasıl bağlanabileceğini, anladığından, hatta karıncaları besleyebileceğinden söz ediyordu.

Bilinçsizce duygusuzca tetikte sürekli bir uğraş arıyordu, konuştuğu terapiste artık görüşmeyeceğini, aynı şikayetleri dile getirmekten anlaşılamamaktan söz ediyordu, ağlama krizi başlamıştı, çevresinde ürkek bir koruma kalkanı başlamıştı, herkese her şeye saldırabilirdi.

Arkadaşlarını ya da dava arkadaşlarını anladığını kendini onların yerine koyduğunda, kas hastalığı ile birlikte, içi boş bir güçlü ağaç gibi görünmekten, bukalemun gibi yaşamaktan başka çareleri olmadığını, bulunduğu ortamda sadece işini yapıyor olmanın, içinde bulunduğu dünyanın başka birileri tarafından daha ağır yaşanması onların sorunu olmadığını; düşünüp bilip yaşamanın kolaylığını görmüştü.

Partilerde, derneklerde, örgütlerde sürekli aynı kişilerin önlerini tıkayıp, amaçlarından yada büyük amaçlarını bir toz tanesine dönüştürmenin, başkalarının, önünü kapatarak onlar adına kahramanca mücadele verdiğini düşünüp, gerçek sorunları çözüp, onları da haklarını almış yaşayan insanlar olarak görmek. Acaba onların, ışığını mı solduruyordu?

Sonra kendine döndü neden krizdeydi, neyi eksikti, onu ne bu kadar sarsmış ve iç dünyasını yerle bir etmişti.

Düşününce, zamanını doldurduğu bir oyun sırasında kendisini destekleyen, biri ile ilk kez, oyun  sitesinde oyun oynarken biri ile birkaç gündür sohbet etmişti. Ummadığı ve peş peşe gelen sorulardan sonra, adam onun şehrine yakın kızının diploma töreni için geleceğini ve üç kızı olduğunu söylemişti, o da çok şanslı olduğunu,

Onun neden sorusuna etrafında dönen 3 güzel kızı olduğunu, o da evet çok güzel bir duygu demişti.

Sıra onun ne iş yaptığına gelince, emekli olduğunu söylemiş, peşinden gelen çocuk sorusuna da hiç evlenmediğini, kas hastası olduğunu ve engellilerle ve sorunlarıyla ilgilendiğini söylemişti, bir saniye sonra adam müşteri geldi demiş ve sohbeti kör bıçakla kesip kaçmıştı.

Özünde hayatın yalnızlığını kolay taşıdığını sanırken, kendisiyle ilgilenen biri, özel olduğu duygusunu verdikten sonra, engelli olduğu için kaçmıştı, tüm hayatı ya kaçanlar ya da kaçırttıklarının toplamı olmuştu.

Hayat özünde ne yaparsan yap birileri tarafından izlenmek ve takdir beğeni görme duygusunu hissetmek, satın almak değil mi?

Sabah uyandığında ve oturma odasına akülü sandalye ile çay hazırlamak için döndüğünde, akşamdan yere dökülen kabak çekirdeği, kırıntılarına karıncalar  üşüşmüş  balkon kapısından, üçlü kanepenin önüne yol yapmışlardı. Şakın ve çaresiz, dün sevdiği minik karıncaların evi istila edeceği duygusu ile, duygusal krizini unutmuş, sandalyeden  yere uzanarak karıncaları toplamaya, baş edemeyince de güçsüz parmakları ile öldürmeye çalışmıştı, yerde can çekişen onlarca karınca yerlerde debeleniyordu, parmaklarına kızgın becerebildiği kadarı ile avcunun içine toplamış, sıcak su musluğunu açıp karıncaları lavabonun içinde sıcak suyla boğmaya çalışmıştı. Hayatında ilk kez can çekişen minik karıncalar keşke hangi evde olduklarını seçebilse demişti, Dünkü hayat arkadaşlarımı sohbet arkadaşlarımı bugün acımasızca öldürmüştü, hayatta da bir ilişki bir iletişim cehennem olsa da içinde yaşayan insanlardan neden olamadığını, bağlılık ve bağımlılığın, onun hayatında, neden, ölmekten ve öldürmekten zor olduğunu, düşünürken, aslında bir sorumluluk alırken de ölesiye ve öldüresiye, hatta başkalarının sınırlarını zorlayarak, yaşam savaşına dönüştürdüğünün cevabını aramaya  devam edecekti,

Dernek ona babasının teslim ettiği bir aileyi mi çağrıştırıyordu, yaşamadan hissetmeden, bir kartal gibi, ailesinin başında dönmüş, her iki ayaklı tehlikeyi, çeşitli insani silahlara incitmiş ve etkisizleştirmişti.

Şimdi eline bir aile de yoktu, tüm yöneticilerin, bukalemun gibi yaşadığı onu incitiyor, öfkelendiriyor, kendisinin ölesiye mücadelesinin, onların oyalanmak ve boşluğa düşmemek için sorumluluklarını zaman yaymasına öfke duyarak, içine kapanmış ve hayata küsmüştü, etrafındakiler, ilişki ve iletişimler içindeki hayatlarının, sorumlulukları ve görevlerini yerine getirmedeki yetersizliklerini kapatmada bir paravana dönüşmüştü.

Ama yalnız ve boşlukta değillerdi, hayatlarının anlamını, öteki yarısını aramadan yolunu bulmuş bir ırmak gibi çalkantısız yaşıyorlardı.


GÜLÜZAR RESULOĞLU 
guluzar@engellidostu.net

 

 
Bu yazı toplam 159 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02