• BIST 108.434
  • Altın 151,492
  • Dolar 3,6547
  • Euro 4,3288
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 21 °C
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • ARGE Merkezi'ne onay

KAFES

Savaş KOÇ

Değerli  Arkadaşım, İsmail Çavdar  Bey  bir  yazı  yazmamı  istediğinde,  ne  yazayım  diye  düşündüm.
Bu  kaos,  karmaşa  içerisindeki  Dünyamızı,  kimler ?  Neden ?  karıştırır, karartır,  soruları  aklımdan  geçerken, yine  arkadaşımın “ – Siyasi  yazı  olmasın ”  dediğini  anımsadım. Fakat  yaşam  yokuşunda  verdiğimiz  savaşı,  siyaset  derinden  etkiliyor.  Yaşamımız  politikacılar, siyasetçiler  tarafından  yönlendiriliyor.
Tamam,  siyasetten  bahsetmeyeceğim  ama  tüm  insanlara  söylemek  istediğim, kim  tarafından  yazıldığını   bilmediğim  dizeleri  sizlere  aktarayım  sonrasında  neler  yazarım,  hep  beraber  görelim.
“  Ufuklar  çekilsin,  perde  bölünsün. /  Gölgeler  çekilsin, gerçek  görünsün.                                                          Gör ki  görünen  hayat, hayali  nefes.  /  Dünya  dedikleri  boyalı  kafes.”
Hepimiz, on dört milyar  yıllık  yaşamını  geçmiş  Evren  zamana  göre, gözümüzü  kırpma  müddetinden  daha  az  bir  zaman,  adeta  bir  AN,   bu  boyalı  kafeste  kalıp,  sonra  sırlar  alemine  gideceğiz.  

Fakat  hiç  gitmeyecek  gibi  bir  hırs,  bir  telâş,  bir  aç  gözlülük,  içerisinde  çırpınıp  duruyoruz.    
Dünyanın  önemli  bir  kısmı  susuz,  gıdasız,  açlık  içerisinde  ve   Dünyada  silaha  harcanan  meblâğın  % 10’ u  beslenmeye  ayrılsa  hiç  aç  kalmayacakmış. Hesaplar  öyle  gösteriyor.   Peki  niçin böyledir ?                

Çok  açık : Tokların  doymak  bilmeyen  hırsları  yüzünden, açlıklar  olmaktadır.
Kuşları  evde  beslemek  için  kafese  koyarız,  balıkları  akvaryum  denilen  kafese  koyarız.                      Boyutları  bizim  arzumuza  göre  değişiyor.  Dünya  da   aynen  bir  kafes, boyalı  kafes  dedik.                      

Bir  büyük  kafes.  Bu  kafes  içerisinde,  bir de  kendi  kafesimiz  var.  Kendi  kafesimizin de  dıştan  görünüşü  var, bir de  içten  görünüşü  var.  Peki !  Boyası  ne  renk ?  
Boya  deyince  aklıma  çok  hoş  bir  fıkra  geldi.  Medeni  filan  diye  gözümüzde  büyüttüğümüz  ve   biz  büyüttüğümüz  için  büyük  görünen  Amerika da,  zenciler,  halâ  beyazlar  tarafından  pek  sevilmez  veya  ayrı  sınıf  görülür.  Bir  lokantada, beyaz  müşteri,  kendisine  hizmet  eden  zenci  garsona  tiksinti  ile  karışık,  küçümser  tavır  ile   bakınca;  Zenci  garson, beyaz  müşteriye  yaklaşarak;      “

– Efendim,  beni mi  beğenmediniz ?

 Yoksa  beni  boyayanı mı? ”  der.
İşte  bu  cümleyi  özellikle  düşünmemiz  gerekir. Her  insan  hatta  tüm  canlılar,  yukarıda da  bahsettiğim  gibi,  kendisinin  belirlediği  bir  AN  için,  Yaratıcımız  tarafından,  yine  kendisinin  bildiği,  takdir  ettiği  şekilde,  renkli, renksiz,  engelli,  engelsiz  yaratılmıştır. Bizim  aksak  gördüğümüz, eksik  gördüğümüz,  hoşlanmadığımız  özelliklerin,  telâfi  edileceği  zaman  dilimi  gelecek,  bu  Dünya da  değilse,  Sırlar alemi  dediğimiz  ahret  aleminde  fazlasıyla  giderilecektir.  

Bu  düşünce  bana  ait  değildir.  Evrenin  yaratılış  kurallarına  göre,  bugünkü  aklımızın  eremeyeceği,  olağanüstü  matematiksel  düzen  gereği  öyledir.    
Boya dan  geldik,  boya  ile  devam  edelim.  Herkesin   kafesinin  büyüklüğü, imkânlarının  elverdiği  ölçüde  gidebildiği  yere  kadardır.  Bazıları  Ay’ a bile  gittiler.  Peki !  Kafesinin  boyası  ne  renk  olacak ?  İşte  mesele  budur ?  Kafesin  boyası  bize  bağlıdır.  Boyayı  bulabilme  becerisi  bize  aittir. Çalışarak  istediğimiz  renk  boyaları  elde  edebiliriz, istediğimiz  gibi  rengârenk   boyarız.                                    

Bu  boyalarda  ton  farklılıkları  olabilir. O zaman  elde  ettiğimiz,  renk ve  tonda ki  boyayı  benimseyerek  mutlu  olabiliriz. Aksi  takdirde  ne  renk  olursa  olsun  mutsuz  oluruz.
Zamanımızda  insanoğlunun  mutsuzluğu  için,  tüketime  yönelik  ortam  oluşturulmaktadır.                        

Ben  desem  ve  siz de  deseniz ki  tüketmeyelim,   çocuklarınız ve  hanımlarınız  tarafından  tüketmek  durumunda  kalacaksınız.  Tamam  tüketelim  ama  hiç  olmazsa  kendi  üretimimiz  olmayanları  tüketirken  çok  dikkatli  olalım.  Çünkü  açıkça  görmekteyiz ki,  kendi  dışımızdaki  ülkeler  bize  satıp  kazandıkları  paralarla,  bizleri  güç  durumda  bırakmaktadırlar. Çoğu  açıkça  düşmanlık  yapmaktadırlar.
Bence  serbest  ekonomi  olsun  ama  tüm  vatandaşlarımızda; 
“ Yerli  malı  yurdun  malı, bu  ülkede  yaşayan  herkes  onu  kullanmalı ” zihniyetini  yaygınlaştırmalıyız.                                     
Her şeyin  gönüllerinizce  olması  dileklerimle, sevgiler. 

Bu yazı toplam 790 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02