• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi

İçinden Trombosit Geçen

Bülent Şar
Adını şu an hatırlayamadığım bir yazarın  romanında;  “Tesadüflere hep değer veririm ve yüreğimi hazırlarım” sözlerini okumuştum.  Şu an şehri temaşa eden  Hezarfen Ahmet Çelebi  gururuyla yürek gözlerimle etrafa bakınarak bilgisayarın tuşlarına basıyorum.  Ah keşke daktilo olsaydı.

       “Tesadüf” dedim. Tesadüfün adı; Filiz  Köseoğlu. Bir dönemde bu isimde bir sanatçı  tanımıştım. Face Book"ta aradığım kişinin o olduğunu sanarak bir e-posta gönderdim.  Filiz hanım  hümanızmin olgun örneği biçiminde   “Ben aradığınız değilim, ama tanışmakta yarar var” şeklinde bir al-i cenaplık gösterdi.   Katıldığım ekolojik turları gazetesinde kıymetlendirmesini arzettim. Çok güzel değerlendirdiler. Konu  konuya açtı. Ve böyle değerli ve saygın bir aileye katıldım.

       Efendim,  ben eski Babıali"liyim. Hani şu Eminönü"nde troleybüslerden inip, kan ter içinde yokuşu tırmananlardanım. İnanın o dönemde o yokuşun taşlarını bile tek tek tanırdım. Neden mi? Sırtımdaki çantamın ağırlığı nedeniyle yere bakmaktan. Fotoğraf makinelerim, flaşlarım, objektiflerim, şarz aletlerim ve flimlerimle Cağaloğlu Yokuşu"nun mutlu hammallarından biriydim.

       Türk Haberler Ajansı, Günaydın ve Sabah Gazeteleri derken, Levent Kırca ve Oya Başar"ın uzun süre basın danışmanlığını yaptıktan sonra televizyon macerasını da noktalayıp emekli olmuş bir gazeteciyim. Spor, istihbarat, sinema-televizyon servislerinin masalarına dayadığım dirseklerim renk değiştirirken, bir de baktım ki 25 sene geçivermiş. Yaş da 53 olmuş.

        Filiz Hanım"ın benden  bir şeyler yazmamı istemesinden sonra “Benim balonlarım vardı” şarkısının sözlerini mesleğime sevinçle uyguladım. Yeni bir aileye katılmaya  layik olabilmek için  kolları sıvadım. 

       Elimde filtre kahvesi olduğu halde  ne yazmalıyım sorusuna cevap ararken, daha önce trombosit verdiğim bir hastanın eşi  bayram kutlaması için beni aradı.  O an İlk yazımı bu konuyla değerlendirmeye karar verdim. Tıbbi bir içerik olduğu için çok sade bir dil ile. Bir masal lezzetinde.

       Maalesef trombosit ile ben de çok geç tanıştım. Önemini anlayınca pek çok kere o özel koltuğa uzandım.  İsmi çok değişik olan bu önemli kan hücreleri,  kanser hastaları için hayati önem arzediyor. Vermesi biraz zahmetli ama onu hasta kardeşlerimize sunarken  insan sevgisi yüreklerde bir çığ olup büyüyor. Aynen umut edemediğimiz bir armağanı almak gibi.

        Şimdi, bu önemli kan hücreleri hakkında bilgiler sunuyorum. Önce nasıl verildiğinden başlayalım.

        Karnımız tok bir şekilde görülmeye değer ilginç bir koltuğa uzanıyoruz. Yarı yatar, yarı oturur gibiyiz. Kollarımızın altında onları uzatarak dayayacağımız geniş kanatları var. Üzerlerine temiz çarşaflar gerilmiş. Uzman eller sağ ve sol kollarımıza ucunda iğneler olan ince hortumları takıyorlar. Bir basketçi boyundaki  cihaz, kanınızı bir miktar alarak  içindeki  sarı renkli Trombosit"i alıyor ve kanınızı tekrar geri pompalıyor. Bir tür devr-i alem gibi. O an kendimizi bilim kurgu filmlerinin baş kahramanı gibi hissediyoruz. Yaşları 50 civarında olanların çok iyi bildiği GORDON gibi.  Bir şey hissetmediğiniz işlem yaklaşık bir saat sürüyor. 

          Trombosit kanamaların durdurulmasının başkomiserleri, ellerinde tam otomatik silahlar ile göreve hazırlar. Başta kanser olmak üzere meydana gelen kanamaları durdurmakta görevli kan hücrelerinden oluşmuş silahlı milisler onlar. Kanın 1 milimetre kübünde  150 bin ila 400 bin kadar varlar. Ama büyük bir disiplin ve yanaşık düzen formundalar.   Kanser hücrelerinin meydana getirdiği ağır hasarları rehabilite ediyorlar. “Allah Allah” deyip saldırıyorlar mı bilmiyorum ama hepsinin gözü pek savaşçılar olduğu kesin. Bedenimizde 10 gün kadar yaşayıp, yenileniyorlar.  Kısacık ömürlerine neleri sığdırıyorlar?

      Bir insan  o garip görünüşlü koltuğa uzandıktan sonra 3 gün içinde vücut bunu yerine koyuyor ve eski seviyesine getiriyor. Yani bedenimiz bu prototip cengaverlerin imalathanesi. İdeal donörlük sayısı 17 günde bir kez iken,  yılda 24 defa verilebiliyor.   

       Özel olarak tasarlanmış, buzdolabında ancak 5 günlük ömrü olan bu mucize silahlı kuvvetler mensuplarını yağlı şeyler yemeden vermek çok önemli. Kadın ve erkek olarak herkes donör olabiliyor.

        Sağlıklı insanlarımız; iğneler ve hortumlar çıktıktan, vişne suyunu içtikten sonra  sağlık bulacağınız  trombositi hasta kardeşlerimize sunun. Kulak veren kardeşlerim, lütfen hastanelerin Hemotoloji servislerinde doktorların kapılarını çalın. Amacınızı açıklayın. Onlar size çok yardımcı olacaklar. Dünyada emsali görülmemiş yenginin gözle görülmeyen savaşçılarını sizden alıp düşmanların üzerine zerk edecekler. Hasta bedendeki istiklal savaşı kazanılacak.  

      Hastalarımızın solgun yüzlerine renk gelsin. Onlarda, çiçekleri eğilip koklayabilsinler. Çocuklarımız için sağ ve sol kollarınızı iğnelere açın, umutları kurumasın, gözleri yaşlı olmasın  şeker de yiyebilsinler.  Hastane ortamlarında gece gündüz bekleyen yakınları onlara bu imkanı fazlasıyla hazırlayacaklar. 

        Ne ekersek o biçilecek. Silkelenerek fazlasıyla iade edilecek. İnsanız ve insani görevlerimiz var. Bu yazıyı okuduktan sonra bu vazifeleri yerine getirmek için beyaz önlüklüler ve soluk benizliler sizleri bekliyor.  İLERİ.

Bu yazı toplam 5722 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02