• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı

Hafız Kani Karaca

Prof. Dr. Ali Seyyar

Hafız Kani Karaca (1930 – 2004)

Asrımızın Görme Engelli en Büyük Kur'an Bülbülü, Klâsik Müzik Üstadı

Türk Klâsik musiki kültürünün yaşayan son temsilcilerinden Kâni Karaca, 1930'da Adana'nın Adalı köyünde doğar. İki aylıkken bir kaza sonucu gözlerinde rahatsızlıklar meydana gelir, üç aylık iken, yanlış ilaç neticesinde gözleri tamaen görmez olur. Çiftçi babası ölünce halası onu yanına alır ve 'avare dolaşacağına hafız olsun' der. Böylece ilkokulda okurken, aynı zamanda köyün imamı olan öğretmeninden ders alarak 9 yaşında Kur'an'ı hıfz eder.

1950'de İstanbul'a gelir. İlk hocası Saadettin Kaynak'la, Yeni Cami'de mukabele yaparken tanışır. Bir süre Sadettin Kaynak'la çalışarak üslup ve tavır bilgileri öğrenir. Dinî musiki çalışmalarını daha sonra, üslup ve tavır yönünden çok etkilendiği Yeraltı Camii imamı ve hatibi ünlü Hafız Ali Üsküdarlı'nın öğrencisi olarak sürdürür. Kendi ifadesiyle, Kuran'ın inceliklerini ondan öğrenir.

Mesut Cemil, Nuri Halil Poyraz, Saadettin Heper, Alâettin Yavaşça, Refik Fersan, Münir Nurettin Selçuk'la meşk eder. TRT Ankara Radyosu Müzik Yayınları Şefi Ruşen Ferit Kam, Vecihe Daryal, Nejdet Yaşar, Niyazi Sayın, Cevdet Çağla ile klâsik müzikte refakat eder.

Sadettin Heper'den kudümle usul vurmayı öğrenir, kendisinden ayrıca başta mevlevî ayinleri olmak üzere pek çok dinî eser meşk eder. İstanbul'un musiki çevrelerinde çeşitli sanatçılardan yararlanarak musiki bilgisini ilerletir. Hafız Ali Üsküdarlı, Kemal Batanay, Sadettin Heper ve Bayındırlı Mustafa Efendi gibi birçok değerli müzisyenlerin huzurunda verdiği Aşere ve Takrid imtihanı ile icazet alır ve bu imtihandaki başarısı Kani Karaca'nın makam bilgisi ile yeteneğini kabul ettirdiği önemli bir aşama olur.

Karaca, 1950'lerin sonları ile 1960'lı yıllarda İstanbul Radyosundan yayımlanan programlarda klâsik fasıllardan çok seçkin eserler okur. Bir ara İTÜ Devlet Konservatuarı"nda hocalık yapar. Her yıl Konya'da ve İstanbul'da düzenlenen Mevlana'yı anma haftaları ile İstanbul Festivali çerçevesindeki sema törenlerine naathân, ayinhân ve kudümzen olarak çalışır. Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen sayısız konsere ve mevlevî ayinine katılır. Pek çok plak, CD ve kaset doldurulur. Bu arada bakanlara, milletvekillerine ve işadamlarına da mevlit okur.

Ünü her tarafa yayılır. Ancak, ülkemizden ziyade Batı'da daha çok ilgi görür Karaca. Avrupa ve Amerika"daki müzik eleştirmenlerinin “efsanevî vokalist ve bu asrın en büyük sesi” olarak tanımlarlar.

Geleneksel uslup, makam ve tavırda mevlit, ezan, tekbir, kaside, münacaat ve ilahi okuyan, bu eşsiz ses varlığıyla milletimizin kültür mirasını ayakta tutan Hafız Kâni Karaca"yı 29 Mayıs 2004 yılında kaybettik. Evli ve iki çocuk sahibi olan ve kanser hastalığı sonucu 74 yaşında hayata veda eden sanatçının cenaze namazı Fatih Camiinde kılınır ve Edirnekapı Mezarlığına gömülür.

Dünyanın Dört Bir Yanında Ünü Yayılır

1965'te İstanbul'a İslâm ülkelerinden siyasî heyetler gelir. Karaca, misafir delegelere Arap makamıyla Kur'an okur. Suudi Arabistan'ın Hac Bakanı, Seyyid Muhammed Hasan Kudbi Kuran tilavetinden çok memnun kalır ve ""Türkiye'ye gelip böyle bir hafızla karşılaşacağım aklıma gelmezdi"" der. Bunun üzerine Karaca'yı, hacca davet eder. Ayrıca, Kral Faysal'ın sarayında yapılan “Âlem-i Rabıta-t-ül İslâm” isimli bir toplantının açılışı, Hafız Kani Karaca'nın okuduğu Kur'an-ı Kerim ile başlar. Bir Türk hafızı olan Karaca, Arap hafızlardan daha mükemmel bir biçimde Kuranı, Arap tavrıyla okur ve çok beğeni kazanır. Cidde Radyosu'nda, okuduğu Kur'an halen yayınlanmaktadır.

Kur'an'ı Kerim okuma yarışması için Malezya'ya gider. Mevlevî ayinleri münasebeti ile Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada, Almanya ve Hollanda"ya gider. Amerika'da ve birçok Avrupa ülkesinde onun okuduğu Mevlevi ayin-i şerifleri ve Naat-ı Mevlana kasetlerden dinlenerek öğrenilir ve meşk edilir. İngilizler, özel sipariş ile, Kâni Karaca'ya Hatip zade Osman Efendi'nin Rast Kâr-ı Nâtık'ını okuturlar. 1989 ve 1990 yıllarında İhsan Özgen ile Atina ve Selanik'te verdiği konserlerin canlı kayıtlarından plak ve CD yapılır.

Cennetten Gelen Yüce Bir Ses

Türkiye'de mevlithanlığıyla tanınsa da aslında Kani Karaca, İstanbul'un son kırk yılda tanıdığı en ünlü hafız ve eşsiz bir klâsik müzik üstadıdır. Kuran"ı rakipsiz bir ustalıkla Arap ve İstanbul tavrıyla okur, kudüm, ut çalar. Kâni Karaca, üstün makam bilgisi ve dinî muhteviyatlı olsun veya olmasın, zengin repertuarı ile ülkemizin sayılı icracılarındandır. İstanbul Radyosundaki solo programlarında ve özel konserlerde okuduğu kadar, murabba beste, ağır ve yürük semailer arasında ilk kez seslendirilmiş eserlerin sayısı bir hayli kabarıktır. Karaca, Münir Nurettin Selçuk'tan sonra yetişen değerli icracılar arasında adı en başta anılan ses sanatçılarındandır.

Doğaçtan okuyuş yeteneği gerektiren hafızlık ve mevlithânlık ile, besteli eserlerdeki icracılığı onun okuyuculuğunun iki yönüdür. Mevlit, ezan gibi yazılı bestesi olmayan, ancak doğaçlama ezgilerle okunan dinî musiki şekillerinden başka, Kur'an okuyuşunda da büyük sanat gücü gösterir. Karaca, musiki eğitimi görmemiş din hocalarının yirminci yüzyılda artması sonucu hafızlığın sanat yönü gitgide kaybolurken, dinî musikinin geçen yüzyılda yetişmiş üstatlarıyla zamanımıza kadar ulaşan seçkin gelenekleri izleyip geliştirenlerdendir. Onun musikiye en büyük katkısı, İstanbul'a özgü mevlit ve Kur'an okuma üsluplarını günümüzde de büyük sanat gücüyle yaşatmasıdır.

"Karaca, bugün kaybolmaya yüz tutmuş olan gazelin de çok usta bir yorumcusudur. Doğaçlama musikide ezgi ile güfteyi her musiki şeklinin gerektirdiği ifadeye göre başarıyla kaynaştırır. Bariton sesiyle, pestlerde olduğu kadar tizlerde de perdelerin sesini falsosuzca vererek, makamların özelliklerini, seyirlerini ustaca gösterir. Belli bir makamın ses alanından çıkarak başka bir makamın ses alanına geçmek anlamına gelen geçki sanatını başarıyla uygular, iç içe örülü, uzun ve kısa, uzak ve yakın geçkilerindeki makam, ezgi ve buluş çeşitliliği, okuyuş üslubuna ayırt edici bir özellik katar".

Kâni"yi diğer Türk musikisi icracılarından üstün yapan bir meziyeti daha var. Müthiş bir kulak hafızasına sahiptir. “Bir eseri bir kere dinlemekle ezberine alır” denilen türden bir müzisyendir. Kuran hafızı olmanın getirdiği üstün ezberleme gücü sayesinde gerek dinî, gerekse din dışı eser repertuarının genişliği dikkat çekicidir.

Yeni Dönemin Kadrine Uğramış Kendi Halinde Mütevazı Bir Sanatkâr

Kâni Karaca'nın ünü bütün dünyada bilinmesine karşılık, bütün bu musiki kültürü, tecrübesi ve üstün meziyetlerine rağmen Türkiye'de yeterince ilgi görmemiş ve bundan dolayı da hayat ile mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bir sanatçı arkadaşının teşvikiyle bir ara, belki de geçim sıkıntısını hafifletebilmek maksadıyla, Maksim Gazinosunda sahneye çıkar. Gazinoda, o yaşına ve hafızlığına rağmen şarkı söylemesi, dedikodulara yol açar. O da, zaten dinleyici kitlesinden memnun olmaz ve bu işi bırakır. Bununla ilgili olarak, bir gazetecinin "yeterince anlaşıldığınızı, kıymetinizin bilindiğini düşünüyor musunuz? " sorusuna enteresan bir cevap verir Karaca:

"Öyle bir ortamda ortaya çıktık ki... Dede Efendi çilekeşlik yaparmış. Karısı, çoluk çocuğu yakınırmış. 'Bize bir faydan yok' diye. Bestekârlığa başlamış. İlk şarkısı 'Zülfündedir benim bahtı siyahım', Padişah 2. Mahmud'un huzurunda okunmuş. Dede Efendi'yi buldurtmuş ve bir kese altın vermiş. Evdekiler saymakla bitirememiş. O zamanki ortamda olsaydık, elimiz soğuk sudan sıcak suya girmezdi. Üç kuruş için takla atıyoruz. Aç mısın diye soran yok. "

" Eğer siz sanatkârınıza sahip çıkmazsanız, onun sanatını icra etme imkânını elinden alırsanız, ekonomik sıkıntı içerisine sokarsınız, peki o zaman o insan ailesinin, evinin ve çocuklarının geçimini nasıl sağlayacak ?"

Karaca'nın bu etkili sözleri karşısında, ömrünün sonbaharında yalnız olmadığı ortaya çıkar. Kadir kıymet bilen, gerçek sanatçılara değer veren insanların ülkemizde de hâlâ var olduğunun huzurunu yaşar Karaca. 2001 yılında kendisi için Cemal Reşit Rey Konferans Salonunda "Kânı Karaca'ya Saygı" gecesi düzenlenir. Ayrıca, Boyut Yayın Grubu tarafından hazırlanan "Türk Müzik Geleneğini Yaşatanlar" VCD Kitap serisinin ilki Karaca için çıkar. Yönetmenliği Mehmet Eryılmaz'ın, genel danışmanlığını Gönül Paçacı'nın yaptığı belgeselde Karaca'nın kültür hayatımız ve Türk musikisi tarihi açısından taşıdığı önem kapsamlı olarak anlatılır.

Ayrıca, “Aşk ile…” adını taşıyan açıklayıcı bir kitapçık da ihtiva eden iki CD"lik zengin albümü Pan Yayıncılıktan çıkar. TRT İstanbul Radyosu tamburilerinden Hakan Talu tarafından hazırlanan çalışmanın, artık camilerde pek rastlayamadığımız dinî musiki örneklerini bir araya getirmesi açısından ayrı bir öneme sahiptir.

Ölümünden Sonra Hakkında Söylenenler

“Onunla bir devir göçtü. Kâni karaca, Münir Nurettin Selçuk gibi isimler kendilerini musikiye adamışlardı. Onlar gibi kendilerini musikiye adayanlar çıkarsa bu gelenek devam eder. O, musiki için yaşadı, musiki için öldü. Son konserimiz üç ay önce vermiştik. Zor bir besteydi ve büyük bir ustalıkla seslendirdi. Kadri kıymeti dışarıda daha çok biliniyordu”. (Ruhi Ayangil).

“Bir devin ölümü bir devrin sonu anlamına geliyor. Belki büyük bir söz ama, bu ölüm Türk musikisi icrasının bittiğinin işaretidir. Bir kültür, gelenek onun ölümüyle sona erdi. İstanbul usulü Kuran tilaveti Karaca ile bitti. İstanbul tarzı sona erdi” (Mehmet Güntekin).

“Yeri ebediyen doldurulamayacak biri. Yüzyılda bir gelir böyle kametler. Allah vergisi bir yeteneği olan nadirattan bir zattı. Müziğe onun gibi bakabilen birilerini bulmak çok zor” (Ahmet Özhan).

Bu yazı toplam 19520 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02