• BIST 106.991
  • Altın 151,480
  • Dolar 3,6710
  • Euro 4,3144
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 4 °C
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • ARGE Merkezi'ne onay
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin

Gök Kuşağının 8. Rengi ELA' nın Öyküsü

Hatice ÖZKAN
Sevgili pozitif özürlüler gazetesi okurları gönül dostlarım, bu yazımda en az engellilerin sorunları kadar önemli olduğuna inandığım ve bu konuda da duyarlılığın artması gerektiğinin  ve hak edenlerin hak ettikleri cezayı alması gerektiğine inandığım için, sosyal medyadaki bir arkadaşımın basından geçen talihsiz ve iğrenç olayı sizlerle paylaşacağım. Cümlelerini olduğu gibi sizlerle paylaşmak istiyorum umarım duygularını gerektiği gibi ifade etmesinde yeterli olabilir:
 
“Merhaba, adım Ela yazmakta zorlanıyorum; çünkü oldukça öfkeliyim. Ben şuan 21 yaşındayım, ekimde 22 olacağım. Aralıkta da… bu aralıkta da 6 yıl olacak. Hayal kurmamamın, şiir yazamamamın ve tiyatro sahnesine adım atamamanın 6.yılı.. Ela’yım ben. Gökkuşağının 8.rengi... 16 yaşındaydım. Aralık ayının, olmasını istemediğim gününden son hatırladığım; aşağılanmanın ne olduğunu, insan midesinin ne kadar bulanabileceğini, ‘abi' yerine koyduğum şahsın birden hiçbir sıfata benzemeyen bir şeye dönüşmesi karşısındaki şaşkınlığım, bir erkeğin gücünün; hatta genel olarak fiziksel gücün ne olduğunu oldukça iyi anlamış ve kavramış olmamdı. Ben o evde ne kadar süre bulundum inanın bilmiyorum ama her şey çok hızlı geldi bana. Bir anda bakışlarım ilk baharken, buz kesti... Fiziksel yönde verilen zararın geçtiğini öğrendim zamanla… Kollarımda açtığı kesikler vardı; jiletle kesmişti beni, ‘abim’. Bu, bir yılda falan geçti. Biri çok derinmiş dövme yaptırdım üzerine… Saçlarımdan tutup koridorda sürükledi beni, yatağa fırlatmak için. Belime kadar uzanan kumral saçlarıma yaptı bunu. Ben, en çok saçlarımı severdim, bir de bal rengi gözlerimi. Gözlerim o an buz kesti. Saçlarımı da 2.5 ay sonra (2.5 ayımı hatırlamıyorum hala. O zaman şoktaymışım öyle dediler) kestim. Yaşadıklarım görüntüme de yansımaya başlamıştı çünkü saçlarım avuç avuç dökülüyordu. Uzamadılar bir daha. Ben engel oldum.45 kiloyken 1 yılda 80 küsur kiloya çıkmayı başardım. Çünkü o andan sonra aynaya baktığımda gördüğüm tek şey onun, benim bedenimdeki parmak izleriydi. Aynaya bakmaya tahammülüm olmadığından insanlarda artık beni güzel bulmasınlar istedim. Güzel olmamalıydım, yüzümden, gözlerimden, ellerimden, aynada görünen neyim varsa hepsinden bir bir nefret ettim. Artık tahammül edemiyordum Ela'ya. Ona bakmak, canımı yakıyordu. Ama sonra dedim ki; benim, tüm dünyanın önünde kendimi çıplak hissetmeme neden olan oysa, utanması gerekende o’dur! Ben utanılacak hiçbir şey yapmadım! Ve utanmadım o günden sonra bir daha. Ben, inanın denedim o sırada güçlü olmayı. Aslında, mahkemede o kişinin beraat ettiğini gördükten sonra bile kaskatı durabiliyor insan. Hep başımı dik gördüler konuşurken mahkemede ifademi ona bakarak verdim. Onu savunan avukatların gözlerinin içine bakarak konuştum hep. Amacım, onlara insani duyguları hatırlatmaktı. Buraya kadar güçlü olunabiliyormuş. Ama işte oradan çıktığın zaman polis sana; ‘naptın, niye böyle bir şey yaptın be kızım ah kızım’ dediğinde güçlü olamıyorsunuz, inanın. Hakim taraf tutar, savcıyı, herkesi satın alabilirler ama herhangi bir polis; çocuk şubede çalışan, o anlar dediğim, öyle tahmin ettiğim, polis söyleyince bunu; işte çaresizliği o noktada hissettim. Ben hala uğraşıyorum temyiz nedeniyle Yargıtay’da sürünen dosyamla. Orada tecavüz yazıyor. Çocuk cinsel istismarı kalıbına da oldukça modern ve mesafeli bir biçimde oturtmayı da başarmışlar. Onlar yalnızca içlerini rahatlatmaya çalışan bencil taraf. Bunun tanımını ancak yaşayan yapabilir. Tecavüz nedir? diye sorulmadı bana 6 yıldır… Bir kişi bile merak etmedi çünkü çok eminler tecavüzün; bir kadının sadece bedenine zorla sahip olmak olduğundan. Hatta o kadar eminler ki olay hep fiziksel zarar boyutunda. Bakınız kızlık zarı… Benimki %65 esnekmiş bu yüzden bekaretim bozulmadığı için  cezasını azaltma cesaretini gösterebiliyorlar. Öğrendiğimde gerçekten üzüldüm, keşke dedim  bekaretimi kaybetmiş olsaydım. Tüm samimiyetimle söylüyorum, bunu bile istedim. Çünkü umuttu o bile. O kişinin ceza alması için küçük bir umut. Sadece ben değil, herkese yapılıyor bu saygısızlık… Çünkü onlara göre tecavüz denilen durum yalnızca bu. Peki, benim yazımın başından beri anlatmak istediklerim ne olacak? İnanın, tüm samimiyetimle söylüyorum ben fiziksel zararın hesabını sormadım hiçbir zaman. Çünkü o geçer. Vücut zamanla onarır kendini. Onarmasaydı bu dava zaten, tecavüz davası olmazdı. Tazminat davası olurdu. Bende fiziksel zararımı karşılayacak meblağı alırdım. Birkaç operasyonla yoluma devam ederdim. Peki sizce bu mudur? Bu kadar mı? Bence de degil! Ama şuan davaların tümüne gösterdikleri özen ve tecavüz kavramından anlayabildikleri bu. Maalesef. Mesele, bahsettiğim gibi bu olayı yaşayan herkesin ruhunun ne olacağıydı. ‘Ruhum ne olacak?’ dedim, elbet. Ama psikiyatri yardımı önerdiler. Ee gittim. Psikiyatr bile ne kadar iyi olursa olsun ruh, ilaçla tedavi olmaz ki. Anlamayacaklar işte bunları. Ve ben,  biz. Her şeyle başa çıkıyoruz. Ruhumuzun yaralarını da kendimiz sararız elbet, yapıyoruz da. Ama şu noktada bunları söylememe neden olan; bu konuda, benle ve diğer bu aşağılanmaya maruz bırakılmış herkesle ilgilenen çalışanların ruh sağlığımızı göz önünde bulundurmadan işlerini yapmalarıdır. Biraz saygı… Bu denli aşağılanmanın karşısında tek istediğimiz inanın bu. Ben, hak ettiğimize inanıyorum. Aydın kesim dediğimiz bizler adına savaş veren bunu iddia eden tarafın bile zaman zaman hassasiyetlerini yitirdiklerine tanık oldum. Ben Ela.. 8.renk. Size, kendimle karışık aslında bunu yaşayan herkesin sesi olmak istedim. Ne kadar başardım bilmiyorum çünkü bu konuda ilk defa yazıyorum. Ben artık göremiyorum rengimi kendimde. İnsanlar bana acıdıklarından güvenlerini yitirdiler, bende bunu hissedince rengimi kaybettim. Acımayın bize. İnanın, bu olayları acınacak duruma sokan olaydan sonraki yaşadıklarımız. Çevre, en önemlisi. Bu yazıyı okuyan ve benzer durumda olan herkesten tek isteğim ne olursa olsun dik durun. Ve benim hatamı asla yapmayın. Tek hatam kendimden vazgeçmek oldu. İnanın fark ettiğinizde toparlanmak her şeyden zor oluyor. Kadın olmak, bir insanın sahip olabileceği en güzel şey. Teşekkürler…”
Asıl biz sana teşekkür ederiz kardeşim, bu küçücük yaşına rağmen bu kadar ağır yükleri taşıyıp bir de bunların altından kalkabilecek kadar kuvvetli bir insan olduğun için ve bunları bizlerle paylaşıp sorumlu olanların duyarlılığını artırdığın ve yapılması gerekenleri hatırlattığın için en azından ben Hatice Özkan olarak ve senin bir ablan olarak gerçekten teşekkür ediyorum yüreğine sağlık. Evet sevgili Pozitif Özürlüler Gazetesi okurları hayatlar gerçekten bu kadar ucuz mu?  Ben bu satırları okurken ve bunları kaleme alırken insanlık namına utanç duydum, kadın olduğum için öfkemi gizleyemiyorum; ama bu insanlık dışı uygulamaları ve bu insan sıfatına yakışmayan varlıkların cezalanması adına ne gerekiyorsa yapılması çağrısında bulunmak istiyorum, umarım bu sözlerim de engellilerin sorunlarını dile getirdiğim zamanlardaki gibi karşılıksız kalmaz. Umarım bu kardeşimizin yaşadığı olaylar bir daha yaşanmaz. 
Bu yazı toplam 5559 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02