• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 17 °C
  • 'Engelli Babası Olmak İki Kat Daha Zor 'SERÇEV'in kurucularından,Hasip YAZAR
  • 'Yılın Babası' Kızına Böbreğini Veren Mustafa Boyraz Oldu
  • Hafele Concept Project ile küçük evlere büyük etki!
  • 'Engelli Babası Olmak İki Kat Daha Zor 'SERÇEV'in kurucularından,Hasip YAZAR
  • 'Yılın Babası' Kızına Böbreğini Veren Mustafa Boyraz Oldu
  • Hafele Concept Project ile küçük evlere büyük etki!

Engellilere nasıl davranılmalıdır?

İbrahim ARLI
Toplumun içinde engelliler olduğu gibi bazı kimselerin yakınları arasında da değişik seviyede 
engelliler bulunabilir.
Toplum olarak engellilere Peygamberimiz'in ahlakını örnek alarak sevgi, ilgi ve şefkatle davranmak esas olmalıdır. Yine Peygamberimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tavsiyesi istikametinde, rahatsız edecek bir şekilde engelli kimselere uzun süre bakmamak gerekir.
Zîrâ Peygamberimiz, "Cüzzamlılara uzun süre bakmayın." buyurmaktadır. 
Peygamberimiz'in bu sözü, cüzzamlı kimselere, dolayısıyla bedenî bir kusuru bulunan kimselere rahatsız edecek şekilde bakılmaması gerektiğini göstermektedir.
Peygamber Efendimiz, engelli kimselere yapılacak her türlü iyilik ve yardımı sadaka olarak değerlendirerek şöyle buyurmaktadır: "Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, muhtaç bir kimseyi ihtiyacını tedarik etmesi için gerekli yere götürmen, derman 
arayan dertlinin imdadına koşman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade edivermen, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir...
" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/168-169)
 
Yakınları arasında hasta veya engelli olan kimselere de önemli vazifeler düşmektedir. İlgi ve bakım gereken hasta ve engelliler sabretmeleri durumunda kendileri için hayır kapısına sahip oldukları gibi, yakınları için de sevap kazanma vesilesi olmaktadırlar.
Bilindiği gibi hasta ziyareti sünnettir. Ziyaret sırasında hastayı rahatlatmak ve gönlünü hoş tutmak ziyaret âdâbındandır. 
 
Hasta ziyaretini teşvik eden ve bunu Müslüman'ın, Müslüman üzerindeki haklarından biri sayan dinimiz, hasta bir kimseye hizmet etmeyi elbette daha üstün tutacaktır.
 
Özellikle hasta ve engelliler akrabalardan birisi ise, hususan anne ve baba ise onlara hizmet çok 
önemli ve faziletlidir. Zîrâ normal zamanlarda Cenneti ve Allah'ın rızasını kazanmanın en büyük vesilelerinden olan anne babaya, ağır hastalık veya bir engellilikten dolayı hizmet etmenin ne 
kadar önemli ve faziletli olacağı kaçınılmaz gercektir.
 
Engellilik her zaman anne veya babada olmaz. Günümüzde özellikle engelli bir çocuğa bakmak 
durumunda olan fedakâr aileler bulunmaktadır.
Şu bilinmelidir ki, bütün engelliler diğer insanların sahip oldukları temel hak ve hürriyetlerin tamamına sahiptirler. Bu hak şu veya bu şekilde, doğumdan önce veya sonra iptal edilemez. İnsan bu dünyaya âhireti kazanmaya gelmiştir.
Bu durumdaki kimseler, zor da olsa sabır ve rıza göstermeli ve sevap kazanmayı tercih etmelidirler. 
 
Zîrâ isyan etmek insanın iki kez kaybetmesi anlamına gelmektedir.
 
Burada şu hususun da belirtilmesinde fayda vardır. Günümüzde teknolojik imkanlar sayesinde bazı fizikî ve zihnî engeller anne karnında iken tespit edilebilmektedir.
 
Fizikî engellerin tespiti daha kolay olmakla birlikte, zihnî engeller genellikle muhtemel bir durum olarak ifade edilmektedir.
Ne yazık ki, bazı kimseler de engelli bir çocuğa sahip olmamak için kürtaj yolunu tercih edebilmektedirler. Halbuki, fıkıh âlimlerinin çoğuna göre annenin hayatını kurtarma gibi kesin bir tıbbî zaruret olmaksızın çocuk düşürmek ve aldırmak câiz değildir.
Bu açıdan bir çocuğun engelli olacağı kesin olarak tespit edilse bile kürtaj yapılarak alınması caiz olmaz. 
Konuyla ilgili Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocamızın görüşünü kaydetmek istiyoruz: "Allah'a 
ve âhirete inanmayanlar için yalnızca dünya hayatı vardır; bu hayatı ne kadar zevkli, rahat, hür 
yaşamak mümkün ise o kadar yaşamak gerekir.
Sakat doğmuş bir çocuk ile meşgul olmanın dünya hayatı açısından onlara kazandıracağı hiçbir şey yoktur, hayatı zorlaştırmaktan, zevk u safayı engellemekten başka bir işe yaramaz. 
 
Allah'a ve âhirete inananlar sakat bir hayvana bile gösterdikleri şefkat ve yaptıkları hizmetle 
ecir ve sevap kazanırlar. Bu, Allah'ın rızasını elde etmeye vesile olur. Binaenaleyh, doğduktan 
sonra sakatlanan bir çocuğu öldürmek cinayet olduğu gibi, henüz doğmamış ama ana rahminde 
yaşamakta olan bir çocuğu öldürmek de öyle cinayet olur ve caiz değildir.
Rahimde kaldığı sürece veya doğum sırasında anne için hayati bir tehlike söz konusu olmadıkça kürtaj yapılamaz."
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, sağlık ve sıhhat büyük bir nimettir. Allah'tan af ve afiyet istemek de mü'min olmanın gereğidir. Ancak, bu dünya âhiretin tarlası olması itibariyle, bir 
imtihan yeridir. Hasta ve engelli olmak bir imtihan unsuru olduğu gibi, bir hasta ve engelliye 
bakmak zorunda olmak da imtihanın bir parçasıdır.
 
Hastalar Risalesi adlı eserinde, Bediüzzaman Hazretleri, görme engelli ve felç türü ağır bir 
hastalığa maruz kalan hastalarla ilgili şu dikkat çekici değerlendirmede bulunmaktadır:
"Evet bir mü'min, gözüne perde çekilse ve gözü kapalı kabre girse, derecesine göre, kabir 
ehlinden daha fazla nurlu âlemleri temâşâ edebilir.
Bu dünyada nasıl çok şeyleri biz görüyoruz, kör olan mü'minler görmüyorlar; kabirde o körler, iman ile gitmişse o derece kabir ehlinden daha fazla görebilirler."
 
 Felç ve benzeri ağır bir hastalığa maruz kalanlara da dünyanın insanı aldatan nefsânî 
yönlerinden uzak kalmaları itibariyle hastalığın manevi bir kazanç vesilesine dönüşeceğini 
söyleyerek tevekkül tavsiyesinde bulunmaktadır.
 
Sebeplere riayetin bir kulluk vazifesi olması itibariyle tedavisi mümkün olan her türlü hastalık için 
tedavi olmak gerekmektedir.
 
Ancak, pek tedavi imkânı olmayan hastalık ve özürler için, sabırlı davranmak, asla isyan etmemek ve gönülden Allah'a yönelmek en doğrusudur.
 
Bu şekilde davranan inançlı bir insan şu fâni dünyada yaşadığı mahrumiyete bedel ebedî saadeti adına büyük bir sermaye biriktirmiş olur.
Bilindiği gibi müspet ve menfi olmak üzere iki türlü ibadet vardır. Namaz, oruç gibi bildiğimiz
ibadetlere müspet ibadet diyecek olursak, bela, musibet ve hastalık gibi sıkıntılara da menfi ibadet diyebiliriz.
 
Aslında bela ve musibet türü şeyler bizzat ibadet değildir. Ancak, neticesi itibariyle ibadete 
eşdeğer sevap kazandırdığı için ibadet olarak tanımlanmasında bir beis bulunmamaktadır.
 
Zîrâ insan maruz kaldığı hastalık ve belalarla ne kadar âciz ve muhtaç bir varlık olduğunu idrak eder 
ve mutlak güç ve kuvvet sahibi olan Cenab-ı Hakk'a yönelir. Bu yöneliş neticesinde de âhiretini 
kazanma yönünde önemli bir adım atmış olur.
 
İBRAHİM ARLI
 İlahiyatcı 
Kaynaklar : Ahmet Emin Seyhan (Yard.Doç.Dr.) Engelliler ve İslam  İsmail Özelbaş,Hasan Yenibaş-(Yeni Ümit.2011/6/2)
Bu yazı toplam 22346 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02