• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi
  • Ampute Futbolun Çocukları Geleceğe Isınıyor
  • Engelliler için ÖTV muafiyeti sınırı belli oldu
  • "Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum" Projesi

ENGELLİ ÇOCUĞUMUN BABASI MIYIM?

Ali Rıza SOYASLAN

ENGELLİ ÇOCUĞUMUN BABASI MIYIM?

adsiz.20150827223210.jpg

     Baba olma duygusu rabbimizin bizlere lütfu. Gerçekten imanlı bir baba, evladının Allah’ın bir emaneti olduğunu bilir ve İslam’a göre yetiştirir.

Bir ailede engelli bir çocuk dünyaya geldiğinde maalesef bütün yük anneye biniyor. Türkiye’de engelli çocuğu olan ailelere baktığımızda (istisnalar kaideyi bozmaz) kadınlar erkeklere nazaran daha fazla yıpranmışlardır. Engelli çocuğunu hayata kazandırma mücadelesi altında ezilen annelerimizin ayaklarının altını canı gönülden öpüyorum.

Belki de ‘’Cennet Anaların ayağı altındadır’’ hadisi şerifine layık en çok hak eden engelli çocuğu olan annelerdir.

Bir aile kendi evladını belirleyemeyeceği gibi lütfedilen evlat emaneti,  tamamı ile Allah-u Teâlâ’nın tasarrufundadır. Babalarda bu ilahi takdirin farkına vararak annelerin üzerindeki bu sorumluluğu paylaşmalıdırlar. Engelli çocuk babalarımıza

Efendimizin (s.a.v.) : “Sizin en hayırlınız kadınlara karşı hayırlı olanınızdır.”  buyurdular.  hadisi şerifini hatırlatmak isteriz.

Rabbimiz “Erkekler kadınlar üzerine kavvamdır.” buyuruyor. Kavvam yönetici ve koruyucu demektir. Bu âyeti kerîme ile evin reisi, idarecisi erkek olarak Yaradan’ımız tarafından tayin edilmiştir.

Yazımıza Kenzaburo Oe’nun 1994’te Nobel ödülünü aldığı, dilimize Hüseyin Can Erkin’in 2010’da çevirdiği Kişisel Bir Sorun adlı eseri ile devam edeceğiz. Kitabı anlatırken Engelli çocuğu olan bir babanın yaşadığı hayat mücadelesini anlatırken verdiği mücadele ve ulaştığı başarı merdivenlerini birlikte çıkacağız

‘’Hayaller ve Gerçekler arasında kalan bir baba’’

     1960 yılında evlenmiş, 1963 yılında Hikari isminde (isim ‘ışık’ anlamına gelmektedir) zihinsel engelli oğlu dünyaya gelmiştir.

Hayatından çok da tatmin olmayan bir kentlinin, işinden, evliliğinden ve kendinden kaçış süreçlerinin başlangıcı olarak Afrika seyahatini görüşü ile kendisini daha da yalnızlaştıracağını ve toplumdan soyutlanmasına neden olacağını düşündüğü bir bebek arasında gidip gelen bir hikâye.

Ve okur biraz da hayalle gerçeğin çatışmasını izliyor Bird’in düşünsel yolculuğunu takip ederken:

Bird birden bire bebeği yok etme kararını bebeği yaşatma kararına dönüştürdü. Bebekten kaçmak yerine, bebeği kabullenip büyütme kararına. Ve bunu kendisini aldatmanın tuzağından kurtulması olarak görüyordu.

Bird kendini gerçek yaşamın sorumluluk dolu kollarına atarken, aslında en güzel hayallerin de bu sorumluluklardan kaçmadan gerçekleştirilen hayaller olduğunu keşfettiği yeni bir yolculuğa başlıyordu…

( Işıl Bayraktar – edebiyathaber.net (18 Mayıs 2015)

Tedavi sürecinde Doktorlar

     Doktorların çocuğunun geleceği ile ilgili sunduğu –hiçbiri de sağlıklı bir çocuk olabileceğini vaad etmeyen- seçenekler ile utanç, korku, suçluluk duygusu arasında sıkışmış olan Bird’ün içini, bebeğin hâlâ hayatta olduğunu düşündükçe bir yenilmişlik duygusu kaplamaktadır. “Bitkisel bir varlık? Öyle bile olsa, kaktüs gibi tehlikeli bir bitki” (s108). Sorumluluklarından kaçış yolunu alkol ve sıra dışı bir kadın olan eski arkadaşı Himiko’da arar.

“Zaten evlendiğim anda kafesin içine girmiştim, ama kafesin henüz açık olan kapısını doğacak olan çocuk sımsıkı kapatacak.” (s15).

 (http://www.bilisimdergisi.org/s131/pdf/168-171.pdf)

 

"Kenzaburo ve dáhi oğlu aramızda".
 

     Oğlunun yine de yaşamasını istediği an, bu kez kendi ölümünü istiyor. Dayanamıyor.

Bir saniye sonra, ona yaşama gücü veren, oğlunun sonsuz sessizliği. O an bir karar alıyor. Oğlunun sessizliği ile yaşamayı öğrenmek. Ama, nasıl?

Öe, bir ses bandına bin türlü kuş sesi kaydediyor. Her gün sabahtan akşama kadar oğluna bu bantları dinletiyor. Bıkmadan, usanmadan kuş sesleri.

Dört yıl sonra ilk mucize gerçekleşiyor. Hikari, ömrünün ilk cümlesini dile getiriyor: "Bu... bu... bu... su... su... se... se... si".

Öe ve eşi sevinçten çıldıracak gibi. Kuş seslerine devam. Kuş sesleri eşliğinde, bu kez klasik müzik. Sabahtan akşama kadar klasik müzik. Bach, Mozart, Beethoven.

Mucizenin mucizesi, Hikari yedi yaşına bastığında. Yine bir atom bombası gibi.

Sonsuz sessizliğe gömülmüş dünyasına ilk başkaldırı. Kaderine kılıç çekme. Hiç kimsenin yardım edemeyeceği kaderi, sadece kendisiyle aşmanın inancı. O inancın muhteşem azmi. Sözcükleri aciz bırakan iradenin zaferi.

Doktorlar inanamıyor. O nasıl bir sonsuz sessizlik ki, yedi yaşında zeka özürlü bir çocuğa yaşama asılmanın inadını aşılıyor. Tıbbın yanıtı yok.

Büyük gün, yirminci doğum gününden birkaç gün önce.Hikari’nin bestelerinden oluşan ilk CD piyasada. Japonya’da kapış kapış. Bestseller.

1994’te Nobel Ödülü’nü almak için, ailece Stockholm’e gidiyorlar. Tören için, Öe ve Hikari birer frak kiralıyor.

İsveç basını, yeri yerinden oynatıyor: "Kenzaburo ve dáhi oğlu aramızda".

Aile gözyaşlarına boğuluyor. Zeka özürlü oğul, artık bir dáhi.

Bugün 42 yaşında. Hálá sonsuz sessizliğinde. Hikari’nin babasına son sürprizi, Öe’nin 70. doğum gününde. Babası için bir beste yapıyor. 70. yıl armağanı.

"Ba... ba... ba... ye... ye... yet... mi... mi... miş... ya.. ya... yaş... ku... kut.. kut... lu... o... ol... su... su... sun..."

(HÜRRİYET - 28 Mayıs 2006 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4482695.asp - Yalçın DOĞAN -  Ona yaşama gücü veren oğlunun sonsuz sessizliği)

‘’Özet olarak anlatmak gerekirse;’’

        “Kişisel Bir Sorun”, Kenzaburo Oe’nin benzer bir süreçten çıkışının hemen ertesinde yazdığı bir roman. Yazar, 1963’de bedensel ve zihinsel özürlü bir çocuk sahibi olmuş; Hikari. Kenzaburo Oe ve karısı da önce bu çocuğun yaşamaması gerektiğine karar vermişler. Sonrası Hikari’ye adanan bir hayat. Oe, bütün gün oğluna kuş sesleri ve klasik müzik parçaları dinletmiş. Kumiko Tamura, küçük Hikari’ye piyano dersleri vermiş. Sonuçta konuşması bile mucize olarak görülen Hikari, yedi yaşına bastığında besteler yapmaya başlamış. 20 yaşına geldiğinde de ilk CD’sini piyasaya çıkarmış. Hikari bugün 47 yaşında, hâlâ konuşamıyor ve Japonya’nın önemli bestecilerinden biri olarak anılıyor. Babası 1994’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı sırada elbette Hikari de orada. “Kişisel Bir Sorun”, baba-oğulun başarı hikâyesine dönüşüyor.

(Yekta Kopan http://filucusu.blogspot.com.tr/2010/11/bebegi-besiginde-oldurmek.html)

 

Not: Bu kitabı engelli çocuğu olan babalarımıza okumalarını tavsiye ederiz.

 

 

Bu yazı toplam 3445 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02