• BIST 107.303
  • Altın 152,979
  • Dolar 3,7134
  • Euro 4,3645
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 15 °C
  • 'Cumhuriyet' için kulaç attılar
  • Unlara Folik Asit Vitamini Eklenmesi Yasal Zorunluluk Olsun!
  • ALİ AĞAOĞLU’NDAN AMPUTE MİLLİ FUTBOL TAKIMINA JEST
  • 'Cumhuriyet' için kulaç attılar
  • Unlara Folik Asit Vitamini Eklenmesi Yasal Zorunluluk Olsun!
  • ALİ AĞAOĞLU’NDAN AMPUTE MİLLİ FUTBOL TAKIMINA JEST

Dostluk ve Ahde Vefa

İsmail Çavdar
Merhaba gülen gözlü gözlerinde mutluluğun pırıltısını dudağında  tebessümü kaybetmemiş okurlarım yeniden merhaba.
Hayatta başarı ve başarısızlık biz insanlar için başınıza kötü yada iyi bir hal geldiğinde önce yaşadığı hayata bakmalı, ben ne yaptım da bu durumdayım diye ana ve babamızın, öğretmenlerimiz ustalarımız yol gösterenler, destek veren, hiç bir şeyi olmayıp mağsum Allah'ın sevgili kulu olup duaları kabul olanların hayır duaları; Dostluğun ölçüsü tek taraflı kalınca anlaşılır vs.vs.....bunu uzat uzatabildiğince..
 
Vefa; Vefa deyince aklıma ilk gelen İstanbul'da bir semtin adı önce onu hatırlar hale geldi insanlar. Haya da Vefa da bize veda etti.
Sahip çıkamadığımız öyle değerlerimiz vardı ki. Onlardı bizi insan eden onlardı adam eden...........
Vefa, kendi yaptığı iyiliği az, kendine yapılanı çok bilmektir.
Mü'min olan kimseye ahdini bozmak yakışmaz. “Konuştuğu zaman yalan söyleyen, emanete hıyanet eden ve ahde vefa göstermeyen münafıktır.” (Hadis) 
Ahde vefa, verilen sözün, yapılan anlaşmanın yerine getirilmesidir. Ahde vefa Müslümanların en önemli özelliklerindendir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: “Onlar, ahitlerini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.” (Rad/20)
Ahde vefa göstermek Müslüman için bir mecburiyettir. Rabbimiz buyuruyor ki: “Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin…” (Nahl/91)
 Allah Resulü yaptığı bütün anlaşmalara sadık kalmış ve asla ihanet etmemiştir.
Pekiya şimdi. Kosloca istanbul'un ortasında yalnız bir insan gibi hissediyoruz kendimizi o gürültülü trafiğin ve hengamenin içinde.
Müslüman vefalı olur. Bunun mükâfatı büyüktür. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
 “Yedi zümre vardır ki, Allah, kendi gölgesinden başka gölge olmayan günde, onları gölgesinde gölgelendirecektir.” Bunlar;
 
1. Adaletli devlet başkanı
2. İbadetle büyüyen genç
3. Kalbi mescitlere bağlı mümin
4. Allah için seven kimse
5. Güzel ve mevki sahibi bir kadını Allah'tan korkarak reddeden kişi
6. Sadakayı kimsenin bilmeyeceği şekilde veren kişi
7. Allah’ı hatırlayanca gözleri yaşla dolan kişi
 
Vefa, arkadaşının dostu ile düşman olmamak, düşmanı ile dost olmamaktır. Onun yanında, “şu benim, şu senin” dememeli! Bir İslâm büyüğü, “bu benim kalemim, diyenle arkadaşlık etmezdik” demiştir. “Bunu senin için yaptım!” demek de onu kendine borçlu bırakmak olur, soğukluk getirir.
Yine İslâm büyükleri, “çağırdığımız zaman, ‘nereye?’ diye soranla arkadaşlık etmezdik” demişlerdir.
 
Vefalı insan arkadaşının kusurlarını görmez. Vefasızlık şeytanın hoşuna gider. Arkadaşlar arasındaki sevginin azalması, kırgınlık çıkması şeytanı çok sevindirir. İki arkadaştan biri, diğerine sert bakınca, şeytan sevinip oynar. Allahü Teâlâ, “Şeytan, aralarını bozmaması için, kullarım güzel konuşsun!” buyuruyor. (İsra 53)
 
Sıkıntı anında arkadaşın yardımına koşmalı, “Kara gün dostu” olmalıdır. Şeytan, nefis ve kötü arkadaş, ara bozmaya çalıştığı için arkadaşlığı devam 
ettirmek zor olur. “Arkadaşlık, ince, hoş, yumuşak bir cevherdir. Korumasını bilmezsen kazaya uğrar!” denmiştir. Bu cevheri korumak; arkadaşta kusur 
aramamak ve hiçbir hatasını görmemekle olur.
Kusursuz insan yoktur; kusurunu görünce, dost bırakılmamalı “yârsiz kalmış âlemde ayıpsız yâr isteyen” denmiştir. Ve şöyle düşünmeli: “Bir kere sürçen atın başı kesilmez.”
 
Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derler ki 
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. 
Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doğrumu diye sorar.
Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :
-Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. 
Hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına 
engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım 
babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
Hz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki? der, 
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki, 
-Bu zat benim yerime kalır, o zat Hz peygamber (s.a.v) efendimizin en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelen Amr ibni Asr' dan başkası değildir.
Hz Ömer Amr 'a dönerek 
-Ey amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabe:
-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.
 
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medine’nin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr ibni Asr'a verilecek idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.
Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki, 
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim. 
Hz Amr ibni Asr ise tam bir teslimiyet içerisinde derki, 
-Biz de sözümüzün arkasındayız. 
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. 
Hz Ömer gence dönerek derki, 
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin. 
Genç vakurla başını kaldırır ve:
-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der. 
Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr ibni Asr'a derki, 
-Ey amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?
Amr ibni Asr :
-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der. 
Sıra gençlere gelir derler ki, 
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :
-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz? 
Gençlerin cevabı dehşetlidir : 
- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.
Ne olursa olsun yeryüzünde insanlığın ölmediğini anlatmak için o güzel değerleri yaşatmak gerekiyor.Saygı değer büyüklerim değerli doslarım ve kardeşlerim, kıymetli okuyucularım. 
Onun yaşayabileceği tek memleket insanın kalbidir, bedenidir.
Vefa üzerine Âşık Veysel’in iki şiirinden ikişer kıt’a:
 
Ben gidersem sazım sen kal dünyada 
Gizli sırlarımı aşikar etme 
Lal olsun dillerin söyleme yada 
Garip bülbül gibi ah u zar etme 
 
Sen petek misali Veysel de arı 
inleşir beraber yapardık balı 
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı 
Ben babamı sen ustanı unutma
 
Ben giderim adım kalır 
Dostlar beni hatırlasın 
Düğün olur bayram gelir 
Dostlar beni hatırlasın
 
Gün ikindi akşam olur 
Gör ki başa neler gelir 
Veysel gider adı kalır 
Dostlar beni hatırlasın  
Bu yazı toplam 6541 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02