• BIST 107.303
  • Altın 152,979
  • Dolar 3,7134
  • Euro 4,3645
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C
  • 'Cumhuriyet' için kulaç attılar
  • Unlara Folik Asit Vitamini Eklenmesi Yasal Zorunluluk Olsun!
  • ALİ AĞAOĞLU’NDAN AMPUTE MİLLİ FUTBOL TAKIMINA JEST
  • 'Cumhuriyet' için kulaç attılar
  • Unlara Folik Asit Vitamini Eklenmesi Yasal Zorunluluk Olsun!
  • ALİ AĞAOĞLU’NDAN AMPUTE MİLLİ FUTBOL TAKIMINA JEST

Bir insan neden obez olur?

DEDEKTİF

Soru 1- Obezite nedir? Bir insan neden obez olur?    

 ZİHİNSEL KÖLELİK SİSTEMİ = OBEZİTE

Gerçek anlamda obezite, bugün ki bakış açısı ile yansıtıldığı gibi: vücutta aşırı yağ birikmesi sonucu değildir! Sonuçlar tanım olmamalıdır! Asıl gerçeği öğrenmek isterseniz farklı vizyon ile Obeziteyi şöyle tanımlayabiliriz.

OBEZİTE ’’ideolojilerin çökmeye yüz tuttuğu, globalleşme tuzağı içerisinde sinsice yerleştirilmiş ve bunun uzantısında kontrolsüz hırslarla, “Gıda ve Farma’’ sektörünün sistem içerisinde ‘umut tacirliği’ ve ekonomik vaatler ile süreç içerisinde bilinçli, planlı; ‘insan’ı fizyolojisi ile psikolojisi ile sosyal varlığı ile tüm değerlerini ele geçirme, el koyma planıdır. Zihinsel Kölelik düzeninin ilk başlangıç noktası Obezitedir.

Buna eğitim sistemi de, sağlık sistemi de, ekonomik sistem de kendi kuralları içinde yaptırım ve kişilik bilincine aykırı dayatmalarla, kişilere yön verilmiş ve yetkilendirilmiş (Dr.- Prof.) kişiler tarafından farkında olmadan bu amaca yönelik hizmet etmeleri üzere de sistem kuralları şekillendirilmiştir. Yerel ve küresel belli ‘birbirlerini seçmişlerin; ekonomileri ve doyumsuzluklarına paralel, daha güçlü olma hırsları ve özellikle egoları şişerken, zamanla insanlarının bedenleri şişirilmiştir. Dünyaları küçültülmüştür.

Az ya da çok kilo psikolojisi yaşayan insanlar; 3–5 başarısız denemeden sonra “bende başarabilirim” inançları ellerinden alınmış, her şeyi denedim ama başaramadım düşüncesi sonrası ‘zihinsel kölelik’ içinde, artık hiçbir şey sorgulamadan, her duydukları zayıflama söyleminin peşinde koşarak yani ‘kandırılma bağımlılığı’ yaşayarak, kendi insani değerlerini yaşamak yerine, sürekli bir kurtarıcı peşinde maddi manevi büyük yıkımlara uğratılmıştır. ‘İLK ZAMANLAR BİLİNÇLİ OLMASA DA’, SONRASINDA gerek katkı maddeleri, gerek bağımlılık yaratan ürün ve içeriklerle ve gerekse yoğun bilgi kirliliği ile büyük bir organizasyonun yansımasıdır OBEZİTE.

Sonuç olarak,

 

‘Kilolu Olma Hali’  ‘Kilo Psikolojisi’ yaşamak ve ‘Obezite’, masum bir irade sorunu veya temelde beslenme sorunu değildir! Tasvir edildiğinden çok daha ötede ve düzeyde ‘Bilinçaltı psikolojisi ve bu algının şiddeti’ ile ilgilidir.  Kişilik yapısı ve yaşama bakış açısına bağlı, Kilo Psikolojisinde davranış yöntemleri eksikliği sonucu oluşan, farklı frekans ve sinyallerle beynimize giden Sağlıksız ve Dengesiz düşüncelerin, negatif saflık derecesine ve şiddetine göre, otomatik gelişen beden kimyası yönetimi sonucudur. OBEZİTE!

 

Günümüzde obezite nedeni olarak görülen “Beslenme tarzı ve içerikleri” yani “kalitesiz ve aşırı tüketim” Obezite nedeni olarak gösterilse de, bu sadece üzerinde durulmayan nedenlerin sonucudur.  Bu yönde açıklamalar Obezite Tanımı olamaz!  “beslenme” yalnızca bir sonuç olarak ve ancak bütünün küçük bir bölümünü yansıtarak, Obezitede nedensel yerini alabilir! Ancak; yanlış ve yetersiz ya da abartarak beslenme ile Obezite ilişkisi sanıldığından çok daha farklı anlamlar içerir. Çünkü

Öncelikle… Obezite bir “Bağımlılıktır”, “Cehalettir”, “Zihinsel Köleliktir”. 

 

Şişmanlığın yani Obezitenin çözümsüzlük çarkı bu noktada başlamaktadır. Çözüm diye dayatılan her şeyin, bütünün küçük bir parçası olması ve çözümden sorumlu uzmanların “KAFALARININ ÇEMBERİN DIŞINDA KALMASI” zayıflama süreci bütününü görememeleri, tüm dünyanın hızla şişmanlamasına, maddi manevi, sosyal ve psikolojik büyük yıkımlara neden olmaktadır…

 

 

Soru 2- Artık obezitenin bir hastalık olduğu konusunda toplum bilinçlenmeye başladı. Siz de bu kanaatte misiniz? Kaba tabirle şişman insanlar hasta olduklarını düşünüyorlar mı?

 

Toplumun bilinçlenmeye başladığı şey, her konuda olduğu gibi tek taraflı dikte edilmeye çalışılan doğru bildiğimiz farklı bir yanlıştır. Çünkü

 

Obezitenin hızla yayılmasında ve çözüme ulaşamamasındaki önemli sebeplerden en önde gelenleri; tüketim ekonomisi ivmeli, gıda ve farma sektörleri yaptırımcı ve sinsi hâkimiyet kurma çabalarıdır.

İnsanların, sinir sistemlerini etkileyen, doyum ve tatmin olma merkezini kapatan ve YAPAY hislerle sürekli besine ve gerekli gereksiz her türlü tüketim ürününe bağımlı hale getiren YAPAY katkı maddeleri ve kimyasallar, bizleri zoraki tüketime bağımlı hale getirmiş ve inisiyatif ve irade kullanma mekanizmasını ele geçirmişlerdir.

 Yani, her insan tarafından tüketilen besinlerin, beyinde bıraktığı elektro-kimyasal -kat kat daha fazla tüketime yönlendiren, lezzet ve katkı maddeleri etkileri ile sektöre destek amacı kılıflı geliştirilen(!) ilaçların, insan sinir sistemi ve psikolojisinde ciddi olumsuz farklılıklar üretmek üzere yarattığı tahripler sonucudur bağımlılıklarımız! Ve bağımlılıklarımıza bağılı gelişen Obezite…

Dolayısı ile Obezite hastalık derken kast edilen ile buradaki bağımlılık hastalığı çok ayrı kavramlar olup,  bağımlılıklarımız dolayısı ile Obez olunabileceğini unutmamalıyız.

Kilolu veya Obez bir kimse; bebeklikten bu güne, yanlış alışkanlıklar ve içinde yetiştiği aile kültürü nedeni ile önce benimsetilmiş kendi seçimleri, sonraki sürelerde ise iradesi dışında fiziki ihtiyacından çok besin içerikleri ve miktarları tüketiyorsa, kendini durduramıyor ve delirircesine açlık ve tüketim krizlerine giriyorsa, bu masum bir irade sorunu olarak da vurgulanamaz!

Madde bağımlılığında ki kriz anı ne ise,  obezite için yapay açlık krizinin etkisi de aynıdır.  İkisi de kontrol dışı, iradeden bağımsız davranış ve algı bozukluğu veya yetersizliğidir. 

 

Aldığımız her lokmanın içindeki kimyasallar ve yapay katkı maddeleri,  zihnimizi etkileyerek size 3 gün sonra bile durdurulamaz şekilde yapay açlık hissi yaşatıyorsa, kendinizi sürekli aç ve tatminsiz hissediyorsanız, yani; yağı, şekeri, tuzu azaltılmış bile olsa 100 kalorilik ürün tükettiğinizde, zihinsel tahribat sonucu 1000 kalorilik uyuşturucu etkili gıda sandığınız tüketim içerikleri yemek zorunda kalıyorsanız, artık kendinizi iradesiz olarak suçlamayı ve aşağılamayı bırakmalısınız! Çünkü zihniniz ele geçirilmiştir! Kontrol bireysel inisiyatiflerden çıkmıştır. Özgürlüğünüz ipotek altındadır. 

Tam Özgür olmayan insanda irade aramak cehaletten, saflıktan öte, AHMAKLIKTIR!

‘Günümüz sağlık sistemi’ ve ‘değişik branş uygulamalarına yetkinleştirilmiş’ temsilcileri, temsil ettikleri her bir alanı sanki “Çözümün bütününü yansıtıyor” gibi intibalar yaratarak, asıl çözümün küçücük bir birimini temsil ederken; Sorun ile boğuşan insanların ‘bakış ufku’ daraltıldığı gibi, sebep olunan tüm psikolojik ve sosyal ağır yükler, Kilolu ve Obezlere doğruca yüklenmektedir. Bu kişilere “iradesiz, tembel ve obur” gözü ile “kendine hakim olamayan” zavallı bir varlık olarak aşağılanarak, tam bir çözümsüzlük girdabı oluşturulmaktadır.

İşte bu noktada şişman insanlara OBEZ diyerek onların hasta olduğunu vurgulamaya çalışan ve farklı maddi hesaplar ile insanları iradesizlik ve tembellikle suçlayan herkes, gerçek anlamda hastadır!  Obezler hasta değil, bağımlı ve konuya ve gerçek çözümlere bilinçli bir şekilde cahil bırakılmıştır.

Zaten obezlerin Hasta olduğu bilinci, bilerek işlenilerek, kişilerin kendi potansiyellerini körelterek, sisteme daha çok bağımlı hale getirmek için özel olarak algılatılmaya çalışılan mevcut tanımlar, OBEZİTENİN KENDİSİNİ oluşturmaktadır.

Halk elbette hasta olduğu inancını mazeret olarak benimseyerek, kendilerini suçlayanlara karşı güçlü bir maske oluşturabildiği için,  hasta olduğuna inanmaya zihinsel olarak zaten hazırdır. Ve zaten hasta olan olmayan herkes bu şekilde düşünerek,  şişman olmalarına kılıf bulmaktadırlar.

Dolayısı ile sistemi yönetenler ve maddi anlamda nemalananlarda,  sistemin köleleri de “obezite hastalıktır” tanımından oldukça memnundurlar.

 

Soru 3- Siz OMDER olarak obeziteye karşı neler yapıyorsunuz?

 

OMDER; Obezitenin diğer cevaplardaki tanımlarının dışında, aynı zamanda;  ruhsal dünyamızın ağırlığının bedenimize yansıması olduğu bilinci ile insanın ruhunun içine girip, içinde birikenleri dışına çıkartıyor ve bunlara ayna tutuyor.

 

Kimsenin cesaret edemediği şeyleri görmesini sağlıyor.  Kişinin kendi bireysel özellikleri, örf adetler ve sosyal  faktörleri ile birlikte bedenlerin nasıl yapay olarak şiştiğini, Gıda ve farma sektörü ve siyasi irade gibi direkt belirleyici faktörlerin de, yan yana gelmesi ve “interaktif’ etkisi ile neden şiştiğimizin farkındalığını öğretiyor ve GELİŞEREK DEĞİŞİM KONSEPTİNDE Köleleşmiş zihinleri özgürleştirmek için, omuz omuza, aynı duygudaşlığı yaşayarak, OBEZİTE İLE GERÇEK ANLAMDA, bireysel ve toplumsal olarak, SAĞLIKLI ÇÖZÜM VE SONUÇ ODAKLI MÜCADELE EDİYOR.  Sağlık bakanlığından bağımsız Kendi “obezite Eylem planını” oluşturarak, Türkiye’de ve Dünyada model bireysel başarı yüzdesi kıyası olamayacak şekilde, dünyada ölçülebilir en başarılı sağlıklı ve kalıcı zayıflama eğitim sistemini uygulamaktadır.

 

 

 

Soru 4- Obezite ile ilgili dünya ve Türkiye bağlamında bir karşılaştırma yapabilir misiniz? Türkiye'de ciddi bir artış var mı? İstatistikî bilgiler verebilir misiniz?

 

 

Bugün ülkemizdeki durum genele nazaran çok daha ciddi boyutlara gelmiştir. ‘Dünyanın en hızlı şişmanlayan ülke halkı’ ve tüm yıkıcı yaptırımlarıyla da, Bugün dahi ‘Halkı, Avrupa’nın en şişman ülkesi’ durumundayız…

Oransal olarak % 72’lere varan, sayıca 52 milyonu geçen Türkiye’de kilolu ve obez nüfusu on yıl öncesine kıyasla %110 artmıştır.

İstatistikî rakamlara göre ülke halkının %36’sı BMI değerlerine göre obez sınıfındadır.

Yukarıdaki verilere göre her 100 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yalnızca 28’i şimdilik hala normal kilodadır. Ancak hızla olumsuz yönde değişen rakamlar, ülke nüfusunun yakın gelecekte ezici çoğunlukta kilolu ve obezden, OBEZ ve MORBİD obez sınıfına TERFİ etmesi hala akılcı önlemlerin alınamaması dolayısı ile kaçınılmazdır.

5 ve 10 yıllık istatistikî kaçınılmaz halde devam etmesi beklenen eğitimlerin sonunda her 7 kişiden sadece 1 tanesi normal kilolarda kalacağı şimdiden çok net görülmektedir.

Bu gidişle 100 yıl kalkınma hedeflerini ekonomik olarak tutturma çabası sonucunun diyeti olarak, Halkı dünyanın en hızlı şişmanlayan, estetik ve dinamik yapında yoksun, sağlık boyutunda iflas etmiş, ekonomik kazanımlarını bugün tıpkı ABD’de olduğu gibi kaybetmeye mahkûm bir tablo çizecektir.

 

Soru 5- Obeziteye bağlı hastalıklar ve bunun maliyetine ilişkin rakamsal bilgiler verebilir misiniz? Örneğin yıllık sağlık harcamalarındaki payı nedir?

 

2001 yılında 4.576 milyar olan sağlık harcamaları 9 yılda 8 kat artarak 2010 yılı için 32.080 olurken 2012 için ise bu rakam 44,3 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır.

 

Ülke nüfusunun obezite artış oranı ile sağlık harcamaları artısı arasında direkt ilişki kurmak zorundayız. Yıllık sağlık harcamalarının Obezite gibi çok yönlü hastalık üreten ve tüm hastalıkların anası nitelemesi ile açıklanan bir olgunun etkisinin %40’ın üzerinde olduğunu söylemek hiç de abartılı bir oran değildir.  Obezite hem oluşumu hem de yansıması çok komplike hastalık üretme etkisi olduğu için Sağlık maliyetinin artışı üzerinde genel etkisi her geçen gün orantısal olarak artarak devam etmektedir.  Yakın gelecekte Sağlık bütçesinin yarısını sadece Obeziteye bağlı hastalıkların oluşturması kaçınılmazdır.

 

Obezite, en basit şekilde, tansiyon, kolesterol, damar hastalıkları, kas-eklem hastalıkları ile başlayarak,  alınan her kiloda şiddeti ve yoğunluğu artarak, diyabet, kalp rahatsızlıkları, sindirim sistemimi ve bağışıklık sistemi toplu hastalıkları, psikolojik ve ruhsal travmalar ile uyarıcı olarak şiddeti artan derecede kendini gösterirken sonu kansere kadar giden tüm hastalıkların beslendiği sağlık dünyamızın en tehlikeli ve sinsi hastalığıdır.

 

 

 

Soru 6- Tabi obeziteye neden olan, sağlıksız beslenme koşulları ve bunu yaratan hazır-hızlı yiyecek sektörü var.  Buna ilişkin bir araştırmanız var mı? Bu sektörün Türkiye ve dünyadaki büyüklüğüne ilişkin istatistikî bilgileriniz var mı? 

 

 

Bu soruda, Obeziteye neden olan tüm konulara tamamı ile değinecek olursak,  şimdiye kadar dayatılmış tüm bilgilerden bağımsız, bizleri şok edecek özel sonuçlarla karşılaşabiliriz…

 

Çünkü Obezite geçmişte devlet politikası olarak bilinçlice uygulanan yaptırımların günümüze etkisidir.  Amerika’nın iflasını 50 yıl geciktiren sektör Obezite sektörüdür. Ancak Amerika’nın bu gecikmiş sonu yine artık durdurulamaz şekilde geliri giderini karşılayamaz hale gelmiş Obezite sektörüdür.

 

 

Öncelikle Omder olarak bizler, tüm dünyada artan obezite oranı için sektörün başarısız olduğuna inanmıyoruz, bilakis çok da başarılı. Çünkü sektör insanların obeziteden kurtulmasını istemiyor. Önce şişmanlatıyor, sonra zayıflatıyor, sonra tekrar şişmanlatıyor.

Bu şekilde kapitalist bir çark dönüyor... Biz bunu su şekilde tanımlıyorum. Yedir - Şişir - İndir - Yedir.

Bizler sektörün obezite için kalıcı bir çözüm arayışı içinde olduğuna da inanmıyoruz

Çünkü sektör ve siyasi irade buna sadece business olarak bakıyorlar ve business in devamlılığı için o insanların zayıfladıktan sonra tekrar şişmanlayıp, tekrar zayıflamayı istemesi gerekli... Tabii bunlara istisnalar dâhil değil, yoksa bu konuda ciddi araştırma ve çalışma yapan çok sayıda değerli ve saygın bilim adamları da var ama bu insanların, tekelleşmiş sektör devleri yanında pek şansı kalmıyor.

Özellikle reklamlar aracılığıyla medya da bu sektör devlerini çok ciddi destekliyor, hatta daha ileri giderek Amerika'nın devlet politikaları, görünenin ötesinden ve sinsice bu sektör devlerini destekliyor diyebiliriz...

Öncelikle diyet konusundaki sektör devlerinden bahsederek konuyu daha iyi açıklayabiliriz. Bu sektörün ve sektördeki tekelleşmiş devlerin ne kadar büyük olduğunu anlamak için bazı rakamlar vereyim...

Amerikan Weight Watchers:

Kuruluş 1963. Su an sektörde dünyanın en büyüğü... 30’ un üzerindeki ülkedeki franchise sistemi ile 1000’in üzerinde şubesi var. Çalışan sayısı 50 binin üzerinde... 2009 yılındaki satışları 1,5 milyar dolar civarında...  (eskiden Türkiye'nin IMF den 1 milyar dolar kredi almak için aylarca görüşmeler yaptığını göz önünde bulundurarak, bu rakamın ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Ya da günümüzde Yunanistan’ın iflas etmemesi için 8 milyar Euro alabilmek için ne gibi fedakarlıklar yaptığını görmezden gelemeyiz. Sonuçta bu alt tarafı diyet ürünleri satan bir firma.)

Jenny Craig, Inc. :

Sektörün ikinci büyüğü, 650’ un üzerinde şubesi ve 500 milyon doların üzerinde satısı var...

Bunun arkasından gelen diğer büyük firmalar, yıllık satışları yine 100 milyonlar düzeyinde...

NutriSystem Inc.

Slim-Fast Foods Company

WebMD Healts Corp

Atkins Nutritionals, Inc

LA Weight Loss Centers


Bu listeyi istemediğiniz kadar uzatabiliriz... Ve bunlar sadece kalori hesabi üzerine kurulu diyetler ve hepsinin de kendine ait ürünleri olan firmalar

Bunlar dışında Amerika’da doktor kontrolünde, medikal diyet kliniği olan, Sağlık Bakanlığında kayıtlı 1000’in üzerinde zayıflama merkezi var... Bunların bazıların 1–2 şubesi var, bazılarının yüzlerce Şubesi var.

Yine buların dışında, doktor olmayan ama sağlık sektöründe eğitim almış, beslenme Uzmanları vs. gibi insanların açtığı zayıflama merkezleri, alternatif tip uygulamaları gibi onlarca yöntemi de uygulayan binlerce merkez var.


Bunlar sadece zayıflama merkezi ve ofisi olan birebir uygulama da bulunacağınız yerler.

Bunun dışında on binlerle ifade edilecek online zayıflama programları mevcut ve bunlar inanılmaz hızla büyümekte... Özellikle trendi yakalan bir yöntem varsa bir anda parlamakta. Mesela bu son dönemlerde en popular bazı sitelerin günlük ziyaretçisi ortalama 5 milyonun üzerindedir... Bu sadece bir tane web sitesi, bunlardan binlerce var, gelin geri kalan hesabi siz yapın.

 
Buraya kadar olanlar sadece diyet sektörü ile ilgili bunun dışında fitness, spor salonları, spor aletleri gibi veya zayıflamaya mucizevî ilaçlar sunan ilaç sektörü gibi diğer birçok sektörü de daha saymıyorum...


Bunlara indiriciler, yani sözde obeziteye çare arayan insanları zayıflatmaya çalışan kısım, bir de Şişiriciler var, yani fast-foodlar. Bir tabir vardır Amerika’da “her köşe başında bir fast-food vardır” diye. Bu gerçekten öyledir... Ama insanların pek fark etmediği bir şey ise o fast-food karşısında bir zayıflama merkezi olduğudur.

Aslında bir bakıma bu danışıklı dövüş, yani karşıt iki düşüncenin aslında daha önceden birbirleriyle anlaşmış olup, her iki tarafın kazanç sağlayabileceği şekilde tartışmayı etrafa sunmaları… Çünkü bu şekilde her iki sektör de kazanıyor. Birisi şişiriyor, diğeri indiriyor. Bu kapital sistemin devam etmesi için, bu kısır döngünün devam etmesi gerekli. Madem bu diyet sektörünün devleri bu kadar iyi niyetli ve insanların bu sorununa çözüm arıyorsa, obezitenin en büyük sebeplerinden biri olan fast-food şirketlerine karşı niye hiç cephe almıyor. Sebebi basit çünkü onların potansiyel müşterilerinin kaynağı o fast-food şirketleri...

Amerika için vahşi kapitalizmin beşiğidir derler ve öyledir de... Ve bu sistem de insanin önemi yoktur! Kişiler önemlidir. Gerekirse 1 kişiyi kurtarmak için binlerce insan gözden çıkarılabilir... Ve bütün değerler, yargılar, ekonomi üzerine kurulmuştur, onlar için tek önemli şey maksimum kar etmektir. Bu yüzden de sektör hiçbir zaman insana önem vermeyip bu insanlardan nasıl maksimum seviye kar edeceğinin derdindedir...

 

Geçmişte 13 yaşındaki kızın tükettiği ürünlerin kendisini aşırı şişmanlattığı için mc donalds adına açtığı bir dava vardı... Bu davanın sonucu: Dava 6 aylık bir incelemede sonra mahkeme tarafından mc donalds lehine sonuçlandı... Sebep olarak da bu kızın mc donaldsda ki yiyecekleri yediğinden dolayı onun sağlığına ne gibi zararlar verdiğinin anlaşılamadığı ve ispat edilemedi gösterildi... Bu ve bunun gibi bir kaç davadan sonra Amerika'da ‘cheeseburger Bill’ diye bilinen yasa tasarısı gündeme geldi. Bu yasa tasarısında insanlar Obezite ve bundan kaynaklanan rahatsızlıklardan dolayı hiçbir yiyecek üreticisi firmaya dava hakki olmayacaktı. Bu yasa tasarısı alt meclis olan temsilciler heyetinde ezici bir oy ile kabul edilmiş fakat senato da onaylanmamıştı... Sonuçta bu kanunlaşmamış ama yasa tasarısı olarak hala geçerliliğini korumakta. Ama hiç yoktan bu şekilde bile insanların fast-food devlerine karşı yargı önündeki hakları bir bakıma engellenmiş oldu...

Ve halen tam bir netliğe kavuşmadı bu yasa tasarısı...

Üçte ikisinin obez olduğu bir toplumda ve Amerika ile Kanada'nın toplam nüfusunun kabaca 330 milyon olduğunu düşünürsek, 210 milyon obez nüfusu ortaya çıkıyor. Bunların yarısının da zayıflama adına hiçbir şey harcama yapmadığını düşünelim... Geriye ortalama 100 milyon para harcayan obez kalıyor. Bunlarında ortalama aylık 250–300 dolar harcadığını istatistiklerde mevcut. Kabaca bu hesaptan sonra Amerikan toplumundaki obezlerin sadece zayıflamak için harcadığı para aylık minimum. 25–30 milyar doları buluyor.  Ve bu çok çok iyimser bir tahmin. Eminim ki gerçek rakamlar bunun en az 2–3 katidir... Bunlar sadece zayıflama merkezleri ve fitness için yapılan harcamalar. Bu rakamlara, gıda, tekstil, kozmetik gibi yan sektörlere yapılan harcamaları da eklediğimiz de obez insanların obez olduklarından dolayı yaptıkları harcamaların toplamı 100 milyar doları buluyordur. Zaten pek çok kaynakta, Amerika’da sadece diyet sektörünün yıllık 60–80 milyar dolar olduğu söylenmektedir. Aslında olaya diyet sektörü ve yan sektörleri diye bakmak biraz eksiklik gibi geliyor... Bence obezite başlı başına bir sektör, bu yüzden obezite sektörü demek daha doğru olur ve diyet, fitness, gıda, tekstil, kozmetik vs. sektörlere de alt sektör dememiz lazım…


Bu veriler doğrultusunda günümüzde obezitenin sağlık maliyeti üzerindeki olumsuz etkisi sürekli dile getirilirken bizler karşıt bir teori oluşturabiliriz aslında... Genelde obeziteden kaynaklanan sağlık sorunlarının devlete çok büyük ekonomik bir yük getirdiği ve bunun da ülkeleri zor duruma soktuğu dile getirilmektedir.

Oysaki bizim görüşümüze göre bu görüşleri tersinden düşünüp, obezitenin bir devlet politikası olarak kullanıldığını bile söyleyebiliriz. Son 50 yıllıdır Amerika buna en güzel örnektir.


Obezler, obeziteden kurtulmak için yaptığı bu harcamalar sayesinde büyük bir nakit akışı sağlayıp ekonomiyi canlandırıyor...

Obezlerin bu soruna çözüm aramak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için oluşan ve her gün inanılmaz bir hızla büyüyen diyet sektörü ve diğer bütün alt sektörler sayesinde yüz binlerce insana istihdam sağlıyor.

Obezlerin yaptığı milyarlarca dolarlık bu harcamalardan devlet KDV tarzı vergi topluyor... Buna ek olarak obeziteden dolayı oluşan bütün sektörlerdi firmaların elde ettikleri multi milyar dolarlık kazançlardan çok yüksek oranda gelir vergisi topluyor... Bu da devlet için çok büyük bir gelir kaynağı demek... Özellikle Amerika ve Kanada da vergi oranları inanılmaz yüksek derecede olduğunu düşününce. Bizce sadece bu topladığı vergiler, bahsettiğiniz devlete ekstra yük getiren sağlık giderlerini rahatlıkla karşılamaya yetecektir. Ki daha bu hesaba diyet sektör ile danışıklı dövüş içinde olan fast-food sektörünü eklemiyoruz bile...

Bizce dünyada obezitenin artmasının en önemli sebeplerinden biri globalleşme ve teknolojinin inanılmaz hızla gelişimi sonucunda Amerikan kültürünün dünya üzerine yayılarak, ülkelerin kendi öz kültürlerini yok etmesi ve Amerikan yaşam tarzını benimsemiş olmalarıdır... Zaten bir bakıma bu da Amerika'nın bir politikasıdır, Amerikan kültürünü dünyaya empoze ederek, ülkeleri önce kültürel olarak hâkimiyet altına almasıdır...

Bu konu ile ilgili yaptığımız araştırmalarda dünyanın birçok ülkesinde obezite sorunu son 25–30 yıl öncesine dayanır... Oysa Amerika’da bu sorun 1950–60 lardan beri vardır... Örnek olarak Rusya... Soğuk savaş döneminden sonra Sovyetlerin yıkılması ile Amerikan kültürü aşırı bir hızla yayılmış burada... 80’ler Rusya’nın obezite oranlarına bir bakın bir de şimdi ki durumuna bir bakın, şuan Rusya’da obezite Amerika kadar yüksek bir orandadır... Mesela cin... Çinli deyince aklımıza gelen o küçücük insanlar son 20–30 yılda serbest piyasa ekonomisine geçtiğinden beri obezite inanılmaz bir hızda artmıştır... Ayni şey aslında Türkiye için de geçerli... 80 ihtilalinden sonraki Özal döneminde, Özal'ın dünyaya açılma politikası ve küçük Amerika yaratma hayali ile Türkiye'de obezite ile tanışmış ve her geçen gün de inanılmaz bir hızla büyümeye devam etmektedir... Bunun en büyük sebebi de Amerikan kültürüne karşı olan özenti veya hayranlık. Tabi bunda medyamızın da çok büyük etkisi var...

Türkiye'de ki obezite ile ilgili anketleri incelendiğinde, Türkiye'de en eski yapılan obezite araştırması 1990 yılında Türk kardiyoloji derneğinin yaptığı anket dikkati çekmektedir.. Su an ki yapılan anketler gibi detaylı olarak yapılmamış ama yine de bir gösterge olarak değerlendirebiliriz.

1990 yılında 35–64 yas arası BMI değerinin 30 un üzerinde olduğu bir ankette, Erkeklerde obezite oranı % 9, kadınlarda % 11,7 olarak görülmüş.


aynı kıyasla 2007 yılında 35–64 yas arası BMI değerinin 30 un üzerinde olduğu bir ankette, Erkeklerde obezite oranı % 21,4, kadınlarda % 30,3 olarak görülmüş. Ayni ankette BMI değerinin 25 in üzerinde olan sonuçlar ise daha korkutucu. Erkeklerde % 71,2, kadınlarda % 69,3.

Türkiye'de bu konuda yapılan o kadar çok anket var ki şuan hangisi doğru hangisi yanlış ayırt etmek zor.  bu yüzden WHO'nun Türkiye obezite raporundaki anketleri temel alarak, bu rakamları veriyoruz.

(Kaynak: https://apps.who.int/infobase/report.aspx?rid=115&dm=53&iso=TUR )

 

Bu konu ile son olarak sunu söyleyebiliriz... Bütün bilimsiler bulgular gösteriyor ki önümüzdeki 100 içinde bütün dünya nüfusu %90’ların üzerinde istisnasız şekilde obez olacaktir....

 

Türkiye'de yukarı da bahsedilen tüm alt kategorilerle birlikte OBEZİTE sektörünün aylık büyüklüğü 5 milyar dolar civarında olup, kimse bu gerçeği, sektörleri bir arada düşünemediği için görememektedir.

 

Sağlık Bakanlığı bütçesine içinde sadece obezite kaynaklı maliyeti ise şuan için aylık en az 1 milyar dolar direkt etkisi vardır. 

 

 

 

Soru 7- Örnek olarak bir insanın obez olma sürecinde harcadığı para ile sağlığına kavuşmak için harcadığı para karşılaştırması yapılabilir mi?

 

Burada dikkat edeceğimiz unsur İsraf ekonomisi olması gerekmektedir.

 

İnsanlar bebeklikten başlayarak ailenin dayatması ile ısraf ekonomisine katkı yapmaya başlayarak,  gençliğinde ise ‘atın ölümü arpadan olsun’ diye tüketim ekonomisine hizmet ederken harcadığı para, sonraki yıllarda sağlığını kazanmak için harcayacağı paranın 10 katından fazladır.  

 

İsraf ekonomisi büyüklüğünü hesaplayamadığımız için sonraki yıllarda sağlık harcamaları göze batmaktadır… Oysaki insan Obez olduğunda fiziki ihtiyacının dışında sadece nefsi ve göz zevki damak tadı için yaptığı israf tüm sağlık bütçesini fazlası ile geçmektedir.  Gerçek anlamda bu yöndeki tüketim ekonomisi temelli israfı önlemek hem ülke ekonomisine katkı sağlayabilir hem de sağlık giderlerini %100 düşürecektir… Çünkü tüm hastalıkların temel sebebi,  ruhumuzun ve fizyolojimize taşıyamayacağız yükleri bilinçsiz bir şekilde farkında olmadan her gün taşımaktan kaynaklıdır.

 

 

Sonuç olarak,  Temel kanıya karşıt teori ile OBEZİTE masraf değil, Vücudun tolere edebilir olduğu uzun süreçler boyunca farkında olmadan yapılan israf ekonomisi dolayısı ile devlet için büyük bir kazanç kaynağıdır.

 

 

 

 

 

Omder

Halil kargulu

532 742 59 18

212 245 20 33

 

Bu yazı toplam 14757 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02