• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı
  • Vestel'den Görme Engelliler İçin Akıllı Baston
  • KAGİDER: Müftülere nikah yetkisini geri çekin
  • Özel Olimpiyatlar Ulusal Oyunları Başladı

Ayşegül Ataman ile reportaj

Dr. Hale DERE ÇİFTÇİ

ozurlulergazetesi.com - Hale:
İyi günler, Ayşegül Hocam. Öncelikle değerli vaktinizden bize ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ayşegül Ataman:
Rica ederim.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Size engelli öğrencileriniz ve engelli çocuklar ile yaptığınız çalışmalar hakkında birkaç soru sormak istiyorum.  Engelli öğrencilerinizin üniversite yaşantısında karşılaştıkları problemler neler oluyor?

Ayşegül Ataman:
Şimdi engel türlerine göre değişiyor.
Bir defa fiziki ortam söz konusu. Fiziki ortamda çıkan engeller var. Özellikle görme engelli öğrenciler için kampüs alanlarının çok da düzenli olmadığını görüyoruz. Bu sadece bizim üniversitemizde değil, hemen hemen tüm eski üniversitelerde aynı, ama yeni yapılan, yeni kurulan üniversitelerde ve vakıf üniversitelerinde mümkün olduğunca fiziki ortamda düzenleme yapılabiliyor. Görme engelli öğrencilerimizin problemi oluyor, ortopedik engelli öğrencimizin problemi oluyor, özellikle tekerlekli sandalyelerin dolanabileceği mekânlar tam düzenlenmemiş, asansörler yok, engelli tuvaletleri yok. Sınıf açısından baktığımızda derslik eğer giriş katında ise problem değil, ama üst katta ders konuyorsa o zaman onların oraya ulaşımlarında erişebilirlikte problem olduğunu görüyoruz. İşitme engelli öğrenciler için özellikle ders ortamlarındaki fiziki yapılandırma etkili. Öğretim elemanlarının özellikle engelli çocuklara nasıl öğretim yapacakları bilgi eksikliği nedeni ile, işte işitme engelli öğrenciler için anfi sistemlerinin olmayışı, ses yükselticilerinin olmayışı, bunun ötesinde ders anlatanların sözlü iletişim becerilerinde girdilerinin yeterli olmadığı için sırtını dönerek öğrenciye ders anlatması, tekrardan kaçınması, bıyık ve benzeri türden dudak okumaya engel olacak ifade yapısının olması.

Bunun dışında biz istiyoruz öğretim elemanlarından, özellikle işitme engelli öğrenciler okuduğunu anlamada sorun yaşadıklarından dolayı metinlerin önceden verilmesi, soruların soru bankası şeklinde verilmesi ve öğrencilerin bu sorulara hazırlanması, hazırlanan sorular içinden sınav sorularının hazırlanmasını istiyoruz. Ama öğretim elemanları “tüm öğrenciler bundan yararlanır, olmaz” diye direniyorlar. Kaldı ki tüm öğrenciler için aynı şey söz konusu, verilebiliyorsa çıkabilecek sorular buradan çıkabilir. Amaç burada öğrenmekse bu olur, ama eleme ise, öğretim elemanları burada haklı. Fiziki ortam açısından öğretimsel olarak baktığımızda özellikle görme engelli öğrenciler için son teknolojilerin çok yararlı olduğunu biliyoruz. Biz bölümümüzde bilgisayar teknolojisi kullanıyoruz, sınav ortamında soruları CD"ye kaydedip öğrenciye veriyoruz. Öylece çözümlüyoruz ama her bölüm için bunu yapamıyoruz. Bazı öğretim elemanları bu konuya pek yanaşmıyor. Derslerin kaydedilmesi lazım, anlatım sırasında kaydedilmesi lazım görmeyenler için, total körler için.

Az gören ve değişik türden görme problemi olan çocuklar için, fonksiyonel görmelerine dayalı ders materyalleriyle hazırlanan iri puntolarla yazılmış malzemenin verilmesi lazım. Buna pek yanaştıklarını göremiyoruz ama özellikle, Özel Eğitim, Özürlüler Komisyonu (ben o komisyonun genel koordinatörlüğünü yapıyorum) tüm üniversitelere bu konuda devamlı bilgi akışı sağlıyor.

Nasıl ortam düzenleme konusunda şunu söyleyebilirim ki, son üç-dört yıl içinde engelli öğrencilere kampüslerimiz daha duyarlı olmaya başladı. Ama bunun içinde yok mu tüm engelli öğrencileri bir araya toplayalım bir üniversitede okutalım, yeterince hizmet veremiyoruz endişesi? Var”. Biz ayrı eğitim değil, en azından yüksek öğretimde tüm engelli ve engelsiz öğrencilerin hayatı bir arada öğrenmesi taraftarıyız.

Bir de ders muafiyetleri konusunda problem yaşanıyor. Bazı öğretim elemanları “bu dersi engelli yapamaz” gibi önyargı ile derse almak istemiyor, laboratuara almıyor. Bazı programları okuyamaz diye ön yargıları var. Örneğin fizik okuyamazlar deniyor. Bunlar ile ilgili yapılmış araştırmaları gönderiyoruz, nasıl ortam düzenleyeceklerini bildiriyoruz. Ama şunu söylemekte bir sakınca yok. Bir karınca hızıyla gidiyoruz. Yoğun herkes çalışıyor, çabalıyor ama dönüp baktığınızda çok fazla yol kaydetmediğinizi görüyorsunuz.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Peki, bu öğretmenler için hizmet içi eğitim çalışmaları yapılıyor mu?


Ayşegül Ataman:
Şimdi şunlar var, öğretim elemanları ve tüm yüksek öğretim ile ilgili personel için yani hademesinden, müstahdeminden, yeni adı ile temizlik hizmetlisinden rektörüne kadar diyelim, hepsi için “farkındalık konferanslarımız” oluyor. Bu farkındalık konferanslarını alan uzmanı olan uzmanlarımız veriyor. Tüm Türkiye"de yapıyoruz. Özürlüler İdaresi"nden arkadaşlarda bu konuda proje hazırladılar. Gittikleri bölgelerde üniversitelerden de destek alarak hem kamu, hem de üniversitelerde bulunanlara, neler yapılması, ne olduğu ile ilgili bilgiler aktarıyorlar. Ama bu konferanslarda almış olduğunuz bilginin etkisi çok uzun süreli değil. Onun için yaşantı sağlanması gerekiyor. Yaşantı sağlanmadan siz engelli bireyin engelsiz birey kadar yeterli olduğunu fark edemiyorsunuz.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Fiziksel ortamda materyallerin sağlanması önemli. Bunun için maddi olanaklarda önemli oluyor.

Ayşegül Ataman:
O konuda üniversitelerin çok sıkıntısı yok. Zaten devlet bu konuda gerekli desteği veriyor. Özellikle bu son referandumda pozitif ayrımcılık çerçevesi içinde bütçelere gerekli ayrımı yapmak zorundalar. Bunun takibini yapıyoruz zaten.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Sağlık giderleri ile öğrencileriniz sorunlar yaşıyor mu?

Ayşegül Ataman:
Hayır. Mediko-Sosyal ya da Sosyal Kültür Merkezi"nin bu fasılları var. Bir kısmı zaten sağlık giderlerinden karşılanıyor. Örneğin, portezlerin, protezlerin, işitme cihazları v.b. buradan karşılanabilir. Sonra maddi imkânı ne olursa olsun devlet zaten deruhde ediyor. Öğrenci bunun için harç veriyor. Harç verdiği için sosyal güvencesi varsa, velisinin güvencesinde, yoksa Mediko-Sosyal çerçevesi içerisinde. Bir maddi problem yok. Kaynakların kullanılmasında, doğru yerde kullanılmasında bir sıkıntı var. Bunun için de bu konuya gönül vermiş yöneticilerin olması lazım.
İnsan hakları, eşitlik ilkesi çerçevesinde bakarsak, diğer öğrencilere sağlanan tüm eşitlik ilkeleri uygulamaları engelli çocuklara da sağlanması lazım. Bunun için neye ihtiyaç var? Ben sadece bunu yapıyorum diyemezsiniz, artık. Ortam düzenlemeniz gerekiyor.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Üniversitenizde daha çok hangi engel grubundan öğrenciler var?


Ayşegül Ataman:
Şimdi, tüm 159 üniversite içinde baktığımızda Gazi Üniversitesi özellikle görme engelli öğrencilerin oldukça sayısının fazla olduğu bir üniversite. Bizde 100 civarında engelli öğrenci var ve çoğunluğu da görme engelli.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Peki, üniversitenizdeki engelli öğrenciler ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Ayşegül Ataman:
Şimdi, bir defa tüm yeni başlayan öğrenciler için oryantasyon programımız var. Ama artı, biz üniversitenin içindeki engelli öğrenci birimi ile kayıt sırasında engelli öğrencileri belirlemeyi istiyoruz. Sağlık Sosyal Kurumu ve ÖSYM Merkezi bize bizim programları kazanan öğrenci listesini gönderiyor. Ama orada engelli kotasında olmayan ya da engelli olarak algılanmayan ama disleksi veya benzeri yetersizliğe sahip öğrenciler için kayıt sırasında ayrı bir masası var. İnternet üzerinden de ulaşılabiliyor. Kendiniz bilginizi girebiliyorsunuz. Bu merkezin yapmış olduğu tüm birimlerle işbirliği içinde bir oryantasyon haftamız var. Bu öğrencilere merkez kütüphanesi nerede, yemekhane nerde, sınıflar, bölümler nerede diye fiziksel ortamın tanıtımını yapıyoruz. Ayrıca, her bölüme kayıt olan öğrenciler ile ilgili bölümleri bilgilendirme var. “Bölümünüzde görme engelli öğrenci var” diyoruz. Tabi bunu her bölümde sağlayamıyoruz. Çünkü Gazi Üniversitesi 70.000 civarında öğrencisi olan ve de çok da alt birimleri olan üniversite. Zannediyorum 40-45 farklı birimi var ve çok büyük alt birimleri olan bir üniversite. Her birimden de bir tane gönüllü öğretmen bulmanız çok zor. Gönüllülüğe dayalı, zorunlu olarak görevlendiremiyorsunuz. Eğer buna bilinçli olarak “ben bu işe talibim” diyorsa oluyor. Bölüm, dekanlık ya da program koordinatörlüğüne bilgi veriyoruz. “Ortam düzenlenmesi, materyallerin düzenlenmesi, sınavların nasıl yapılacağı ile ilgili bize başvurduğunuzda biz size yardımcı olabiliriz” diyoruz. Buradan talep geldiğinde, neler yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Yani öğretim elemanlarının engelli öğrenci ile engelli olmayan öğrenciye farklı tutum olasını istemiyoruz. Şimdiye kadar merhamet ağırlıklı olarak gitti bu iş, “Vah! Vah!”, “Tuh! Tuh!” ne kadar kötü, görmesini kaybetmiş. Biraz “Kuş! Kuş!” yapalım denildi. Bu da engellinin iş hayatındaki algılanmasını olumsuz etkileyen bir faktör. Biz öğrencilerimizin yeterliliğini ön plana çıkartarak hayata kazandırmak istiyoruz, yetersizliklerini kullanarak değil. Ama bunu kullanan öğrenciler de var. Şuradan kapıdan girip yanıma yönünü bulamadan gelen öğrenciler de var.

Onun için söylediğimiz şu: “siz ortamı düzenleyeceksiniz, koşulları eşitleyeceksiniz, eşit kulvarda koşturacaksınız, yeteneğine göre başarılı olursa gereğini yapacaksınız. Yoksa görme engelli, işite engelli, ortopedik engelli diye bir merhamet ağırlıklı olarak öğrencileri değerlendirmek yok” diyoruz. Özellikle engelli öğrencilerden de bu tepki geliyor. Bizi eşit ölçüme sokun. Bizi farklı bir sınava tabi tutmayın. Yapabileceğiniz, örneğin görsel bir soru ise, o görselin eşit ağırlıklı sözel olarak ifade edilmiş olan sorusunu sorun. Ama bizi o sorudan muaf tutmayın. Muaf üzerinden değerlendirmeyin. Bu bizi rencide ediyor, haklı olarak. Bizde mümkün olduğu kadar öğretim elemanlarına, sınav görevlilerine nasıl ortam düzenleyeceklerini söylüyoruz. Tabi, bizde bazı dersler, bu eğitim dersleri, merkezi sınavla yapılıyor. Orada da engelli öğrenciler için ne kadar ekstra süre koyacaklarını, neler hazırlayacaklarını bildiriyoruz. Tabi her birinin başına birer tane güvenlik görevlisi koymak mümkün değil, yapıyor mu? Yapmıyor mu? diye. Ama herhangi bir şey olursa çocuk bize müracaat edeceğini biliyor artık. Falanca hoca, “bana şöyle bir uygulama yaptı, ben halbuki öyle değil de, böyle bir uygulama ile daha başarılı olurdum, ders notlarını vermiyor, ders kaydı yapılmasını sınıfta izin vermiyor” gibi bize dönüyor. O zaman biz gerekli uyarıyı yapıyoruz. Tabi zorunlu hiç bir şey yaptıramazsınız. Yasal zorunluluk yok burada. Ama hem Avrupa Birliği Müstebatı çerçevesi içinde, hem yüksek öğretim kurulunca kurulmuş olan merkez, aynı zamanda özürlüler yasası, son anayasa referandumu zorunluluğu getirdi. Onun için ne kadar siz engelli bireye eşit koşulları hazırlarsanız, erişilebilirliliği, ulaşılabilirliği sağlarsanız, o kadar gelişmiş kabul ediliyorsunuz.

Tabi bu sadece kampüslerle sınırlı değil. Kampusün dışına çıktığınızda, Ankara Türkiye"nin en büyük engelliye hizmet vermeyen belediyesine sahip. Üst geçitler, trafiğin akışı, şehir merkezinin yayalardan çok arabalara tahsis edilmesi, bütün bunlar engellinin dolaşımına, erişimine, ulaşımına engel oluşturan özelliklerdir. Onun için bunların kalkması lazım. Belediye ile üniversitelerin işbirliği içine girmesi lazım. Erişebilirlik, ulaşılabilirlik açısından.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Belediyeler bu konuda sizinle işbirliği kurmuyor mu?

Ayşegül Ataman:
Belediyelerin yaptığı, daha önceki dönemlerde büyük şehir belediyesi Gölbaşında “engelliler köyü oluşturalım” dedi.

Biz öyle ayrı bir şey istemiyoruz. Biz her lokantaya gitmek, her sinemaya gitmek, her cafeden yararlanmak, her kaldırımda dolanmak, her yaya geçidinden, üst geçitten değil, geçmek istiyoruz. Şehir merkezini engellilere kapattı. Koyduğu zincirlerle, koyduğu diğer bariyerlerle. Sadece engelli bireye değil, yaşlılara kapattı, yükseklik korkusu olanlara, hamilelere, bebek arabası ile dolaşanlara kapattı. Yani büyük şehir belediyesi diyor ki, “siz Kızılay bölgesinde yaşıyorsanız, kaldırımın sol tarafına çıktıysanız, sol tarafında kalın, sağ tarafına geçme hakkınız yok ya da üst geçidi kullanın”. Bu insan doğasına aykırı bir şey. İnsan kestirmeden gider, tırmanmaz. Maymun değiliz. Karşıdan karşıya geçmek istiyoruz. Trafiği doğru akıtmak zorunda. Yani trafik hızını 70 km., 80 km., 90 km.lere çıkartmak ayrılmış yollarda olabilir ama şehir merkezinde, her blokta bir ışık olmalı ve arabalarda orada durmak zorunda, oradan da yayalar karşıya geçmelidir. Kızılay"da karşıdan karşıya geçiş bir Sıhhiye"de var, bir de Kızılay kavşakta var. İnsan doğasına aykırı, insan üst geçit kullanmaz. İnsan 5 adımda gideceğine 500 adım atsın, bu yapısına aykırı. Onun için sadece üniversitelerin fiziki ortamlarını düzeltmek yetmiyor. Üniversitelerin yaşadığı şehirleri de düzeltmek gerekiyor. Oradaki yerel yönetimleri bu konuda ikna etmek gerekli. Her sene kaldırımlar değişiyor. O kaldırımlar öyle güzel yapılıyor ki, bir kar yağdığında, yağmur yağdığında yerinden oynuyor. Ne görme engelli, ne de ortopedik engelli kullanabiliyor, ne de yaşlılar kullanabiliyor. Araçlar park etmesin diye babalar konuyor. Görme engelliler için bu babaları algılamak zor oluyor, tabelalara kafamızı çarpıyoruz. Kızılay engellilerin dolaşmasına mani bir yapı içinde yapılmıştır. Büyük şehir ile öbür bölge belediyelerin çatışma alanı engelliler oluyor bir yerde. Birinin yaptığını öbürü bozuyor.

Bir de insanlar etrafında engelliyi görmedikleri için, kendini gerçekleştirmiş engelli ile karşılaştıklarında panik halinde ne yapacağını bilmiyor. Ağzı açık “Allah! Allah!, karşıya geçti” şaşkınlıkla bakıyor. Çünkü etrafında engelli yok. Yani engellilerle ortak yaşantıyı arttırmadıktan sonra ayrımcılığa, ötekileştirmeye tabi olursunuz. İstediğiniz kadar farkındalık toplantıları yapın, bir kulağınızdan girer, öteki kulağınızdan çıkar.

YAŞANTI! YAŞANTI! YAŞANTI!

Yaşantı ne demek? Birlikte yaşamak demektir.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Genelde bu alanda çalışanlar ya da gönüllü çalışmalara girenlerin çoğunluğunda da yakınlarında bir engelli oluyor. Yani engelli ile beraber yaşayan kişiler oluyorlar.

Ayşegül Ataman:
Büyük kısmında var, ama olmayan da var. İlla, yani damdan düşenin halini anlamak için damdan düşmeniz gerekmiyor. Eğer siz damdan düşmenin şiddetini, o damdan düşmenin vücutta yarattığı etkiyi biliyorsanız, yukarıdan atlayıp da acaba başıma ne gelir demenize gerek yok. Biliyorsanız gerekli müdahaleyi yapmak durumundasınız. Öyle olmayınca, işte çok şükür, benim ailemde yok, kulağımızı tutup tık tık yapmanın, benim başıma gelmez demenin ötesine geçmiyoruz.

Türkiye gibi bir ülkede her an herkes ortopedik yetersizliğe sahip olabilir. Her an!. 24 saat evden çıkıp, eve dönmeniz tesadüfe kalmış bir şey. Bu kadar trafiğin acımasız olduğu bir yerde, bırakın trafiği, inşaatlar yapılıyor. Üstlerine karolar ya da kaplamalar yapıştırılıyor. Standardına uymadıkları için geçerken başınıza kova düşüyor, cam düşüyor, güvenlik yok. Önlem alınmıyor. “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” deniyor. Bütün herkes bize lazım. Bir tanesini feda edemeyiz. Artık bir yerlere koymalıyız. Aynı şey engelliler için de lazım.

Ortada hiç ilgilenmediğimiz bir engel grubu var “BİRDEN FAZLA YETERSİZLİĞİ OLAN GRUP” var. Bunlar nerede? Bunlar evde, sokağa çıkamıyorlar. Sokağa çıkarsa, görenler diyor ki “ne işi var onun sokakta, evinde otursun”, onunda sokakta gezmeye hakkı var. Bunu kabul etmek zorundayız. Ben ne yapıyorsam, onun da öyle yapma hakkı var, özgürlüğü var. Haklar ve özgürlükler çerçevesinde bakarsak, ülkemiz engellilere daha ne hakların tümünü sağlayabildi, belki yasal olarak verildi, yasalarda hiçbir problemimiz yok. Yasal olarak verildi ama deneyim kazanma, birlikte yaşamayı öğrenemediğimiz için biz engellilere farklı davranmayı öbür tarafta bir sırça köşk hazırlamaya denk tuttuğumuzdan merhamet ağırlıklı götürüyoruz.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Sizin bölümünüzde daha çok görme engelli öğrenciler okuyor.

Ayşegül Ataman:
Evet, evet.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Siz onlara göre düzenlemeler yapabiliyorsunuz. Bu alanda öğretim elemanları da olduğu için onlara göre öğretim yapıyorsunuz, materyaller kullanıyorsunuz. Peki bu görme engelli öğrencilerinizin, daha doğrusu öğretmen adaylarınızın, bu bölümde okumaları ve öğretmenlik başarılarında engelleri bir avantaj sağlıyor mu?

Ayşegül Ataman:
Hayır, hiçbir avantaj sağlamaz. Gönül ister ki, görme engelli öğrenciler bizdeki programlar dışındaki program ve diğerlerine gitsin. Çünkü bizden mezun olan çocukların atandıkları yer görme engelliler okulları oluyor. Bunların sayısı belli, 12 civarında ve oradaki öğretmenlerin çoğu görme engelli olursa, yani görme engellileri, görme engelli öğretmeni olarak yetiştirirsek, orada okuyan çocuklara haksızlık olur. Çünkü küçük yaşta kazandırılması gereken rol modeller, davranışlar, vücut taşıma, kendini ifade etme v.b. gibi özelliklerde çocuklar gerekli performansı gösteremeyebilir. Hâlbuki bu gençlerimiz bizim bölüm dışındaki illa öğretmenlik yapmak istiyorlarsa, başka alanlarda var. Oralarda olurlarsa istihdam edildiklerinde gören akranları ve meslektaşları ile olduklarında, onlara neyi ne kadar iyi yaptıklarını göstererek görme engellilerin önünü açacaklar. Kısır döngüye giriyoruz. Yani görme engellinin, görme engelli öğretmeni olması alanı sıkıştırıyor. İçlerinde çok kapasiteli öğrencilerimiz var, çok başarılı öğretmenlik yapanlar var. Zaten yeterlilik vermedikleri takdirde mezun etmiyoruz. Yani bize öğretmen olacağını kanıtlamalıdır. Kanıtladıktan sonra, yeterliliği aldıktan sonra diplomasını alabilir ve şimdi körler okulundaki öğretmen sayısı da aşağı-yukarı dolma noktasına geldiği için buradan mezun olanların rehberlik araştırma merkezlerine ve gezici öğretmen olarak atanmaları söz konusu. Şimdi, gezici öğretmen olunca bunların belli okullardaki görme engelli çocuklar için ya da diğer engelli çocuklar için BEP ve benzeri program hazırlamaları üzere donanmaları lazım. Belki, gezici öğretmenlik diğer kişilere iyi öğretmen olabileceklerini gösterebilirler. O açıdan uygun olabilir. Ama görme engelliler okulunda istihdamları, orada görme engelli öğretmenlerin arttığını görüyoruz. Bu beni rahatsız ediyor. Bir tane olabilir. “Ya evet, öğretmen de olabilirim” imajı verebilir ya da rol model olur. Ancak öğretmenlerin hepsi görme engelli olursa, görme engelli çocuklar “biz sadece öğretmen olabiliriz” diyerek, o alana yönelmeye kalkar. Hukuk, PDR, ekonomide, iktisatta, istatistikte, bilgisayar programcılığında, fizikte, kuramsal fizikte hepsinde, bütün alanlarda kapasiteleri varsa, yeterlilikleri varsa okuyabilirler. Şu alan, bu alan diye artık kısıtlama yok. Ortam düzenlenmesi lazım sadece, fırsat sağlanması gereklidir.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Tabi ki, erken dönemde aldığı eğitimde çok önemli. Bağımsız yaşam becerilerini kazanmış olması önemli.

Ayşegül Ataman:
İşte o neyi gördüğüne bağlı. Çocukların öğretmeni sadece görme engelli bir öğretmen ise orada da sıkıntı yaşamak söz konusudur.

Onun için ben orta öğretimdeki öğrencilere öğretmenliğin diğer alanlarını seçmelerini öneririm. Yalnız şöyle bir şey de var. Hatırlarsınız belki, yıllar önce Eğe bölgesinde bir okulda görme engelli bir tarih öğretmeni atandı. Bütün sınıf velileri ayağa kalktı. Biz görme engelli bir tarih öğretmeni olmasını istemiyoruz, diye. Ama birilerinin ön tekerlek olması lazım, kanıtlaması gerekiyor.

PDR"yi bitirmiş olan bir öğrencimiz vardı. Biz bunu normal okula rehber öğretmen olarak atamasını yaptırdık. İkinci sömestir, o okula öğrencilerimizi rehberlik merkezine uygulamaya götürdüğümüzde, “ne işin var senin görme engelliler okulunda meydan savaşı vermiştik, biz bunun için, neden görme engelliler okuluna döndün” dediğimizde “torpil kullandım” hocam dedi. O zaman bizim dönüp bakmamız gerekiyor, “biz onlara görenlerle birlikte yaşamayı öğretiyor muyuz?” diye. O da var. Yani ne denir ona, değneğin iki ucu var. Yani, iki tarafta da var. Yetersizliği olan kişilerin bu yetersizliğinden dolayı kendi içinde grup oluşturma tehlikesi var. Bunun dışında kendi akranları ile iletişim kuruyorlar, yani görmeyen bir çocuğun görmeyen çocukla arkadaşlığı, evlenmesi, aileler gibi bir yığın sosyal etmen var. Bütün bunlardan etkilendiği için benzerleri ile evleniyorlar, kapalı bir grup, cemaat oluşturuyorlar neredeyse. Öyle olunca da, kendi benzerleri ile daha mutlu oluyorlar.

Bir de tabi ki, bireysel farklılık, mücadele etme, kendi içinde mücadeleleri de önemli. Biz herkesten Mithat Enç olmasını isteyemeyiz. Mithat hoca, bu alanı kurdu, mücadele ederek kurdu, bütün engelleri aştı, tüm dünya çapında tanınan bir insandı. Ama örnek almaları lazım. Bunu başaranlar var. Bir Lokman Ayla var örnek alabilecekleri, Eşref Armağan var örnek alabilecekleri, bir yığın görme engelli sayabiliriz. Aşık Veysel var. İlla belli bir alanda tıkanıp kalmanın bir anlamı yok, farklı alanlarda olmalıdır.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Çok farklı alanlarda, çok başarılı olan görme engelli kişiler var. Biraz da içlerinde olmalı.

Ayşegül Ataman:

Kesinlikle. Sabah radyoyu açıyorsunuz, bir diskjokey anlatıyor, anlatıyor. Yapabilecekleri rahat bir iş, neden bu alanlara kaymazlar, bilgisayar programcılığına neden kaymazlar.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Bizim derneğe gelen bir öğretmen var. O da çok güzel şiir okuyor.


Ayşegül Ataman:

İşte şiir, müzik en tehlikeli iki alan. Çünkü görenlerin görme engellilerin yapmasını istediği iki alandır.

ozurlulergazetesi.com -Hale:
Üniversitenizde, öğrencileriniz ile birlikte engelli çocuklar ve ailelerine yönelik çalışmalar yapıyor musunuz? Neler yapıyorsunuz?

Ayşegül Ataman:
Zaten alan bizim alanımız. Bütün yaptığımız şey onlarla ilgili. Yüksek lisans ve doktora tezleri var bu konuda. Aile eğitimi konusunda, erken çocukluktan başlayarak. Bunun dışında kaynaştırmada okuyan özellikle görme engelli çocuklar biliyorsunuz 8. sınıftan sonra kaynaştırmaya giriyor. Kaynaştırmada okuyan gören ve görmeyen öğrencilerimizin cinsel gelişimleri konusunda çalışma yapan bir arkadaşımız var. Çok eksik olan bir alan bu.

Bunun dışında belli öğretim stratejilerinin öğrenmeyi ne kadar kolaylaştırdığına ilişkin çalışmalar var. Yani bilimsel olarak doğumdan itibaren özellikle son iki senedir retina patili öğrencilere daha doğrusu çocuklara yönelmeye başladık.

Biliyorsunuz, erken doğum, çoklu doğum, tüp bebek v.b. nedenlerle, özellikle sezeryen, çocukları belli bir süre küvezde tutuluyorlar. Doğum ağırlıklarına ulaşıncaya ve de akciğerlerini etkin kullanmalarını sağlayıncaya kadar burada kalıyorlar. Ülkemizde yeterince retina pati uzmanı yok görme açısından. Bu olmayınca küvezlerde ışık ve oksijen ayarlaması tam doğru yapılmazsa retina yanmalarına neden olan retrerontel pati dediğimiz kısa adı rop görme yetersizlikleri oluşabiliyor. Bunun sayısında korkunç artışlar gözledik. Yani, neredeyse en küçük kasabada bile küves var. Hemen bebeği oraya koyuyorlar. Gözüne yarım yamalak bir örtü koyuyorlar. Ondan koruduk zannediyorlar. Ama biz bu sayıda bir artış görüyoruz. Bu bizi çok endişelendiriyor ki bu olay 1957"de İngiltere"de bitti. 57"den beri orada retina pati nedeni ile görme gücünü kaybeden yok. Ama ülkemizde bu sayıda artış görüyoruz. Onun için erken doğan üniteleri ve göz klinikleri ile irtibat halindeyiz. Özel doktorlar da var bu konuda. Bize yönlendiriyorlar. Erken çocuklukta aile eğitimi, evde ortam düzenleme, anne çocuğu ile nasıl iletişim kuracak, tüm gelişim alanlarını destekleyecek diye ailelere bireysel olarak program uyguluyoruz. Bize müracaat eden ailelere tabi ki. Hepsine ulaşmamız mümkün değil. Adres araması yaptığımızda kimi istiyor, kimi istemiyor.

Bunun dışında ilgilendiğimiz bir konu, daha önce de söylediğim gibi birbirleri ile evlenme olasılıkları yüksek. Onların doğan bebekleri gören bebek olduğu takdirde bu bebeği sağlıklı yetiştirebilmeleri için bir takviyeye ihtiyaçları var. Bu çocukları kim yetiştirecek. Yani görme engelli anne-babanın çocuklarının yetiştirilmesi. Çünkü bu çocuklara gerekli girdiler sağlanmazsa, gelişimsel geriliklerle onlarda bize geliyorlar ilerideki yıllarda. Yani ne kadar erken müdahale edip, yetersizliği engel haline dönüştürmeyecek ortam düzenlemeleri varsa onu yapmaya uğraşıyoruz.

Bizde stajda hem Mithat Enç, hem Gören Eller"de uygulama yapıyor öğrencilerimiz. İki senedir orada kurulmuş olan anasınıfı, çok engelliler anasınıfında da uygulama başlattık. Çünkü çok engelli öğretmeni yok. Bu konuda program geliştirmeye çalışıyoruz. Çok engelli çocuklarında okula kavuşması lazım. Onların da eğitim alması lazım.

Otistik görme engelli çocuklar var. Onlar üzerinde doktora tezi bitmek üzere. Orada yeni bir danışan ağırlıklı bir program uygulamasının etkililiğine bakıyoruz.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Peki bu tür çocukları daha çok nereye yönlendiriyorsunuz?


Ayşegül Ataman:

Şimdi, bildiğiniz gibi özel özel eğitim kurumları var, rehabilitasyon merkezleri var. Ankara"dakilerde çalışanlar bizim mezunlarımız. Kuranlar da bizden mezunlar, yani görme engelli alanlarını biliyorlar ve o konuda hem okullardaki çocuklara destek eğitim açısından, hem okula gidemeyen zihinsel engelli ve görme engelli çocukların eğitimi açısından çalışmaları götürüyorlar. Ailelerde memnun gönderdiklerimizin ama otizm ve görme engelliler konusunda, bizim okulumuzda burada Mithat Enç"de öğrencimiz var. İşte onun üzerinde doktora çalışması yapıyoruz. Bu çocuklardan okulumuzda 2-3 tane var. Tabi otizm son günlerin en popüler yetersizlik grubu. MEB bütün olanaklarını otizme seferber etmiş durumda. Sanki diğer yetersizlik alanları yokmuş gibi davranıyor. Tabi bu alanın bayraktarlığını yapan vakfın etkisi çok önemli. O nedenle otizmle yatıyorlar, otizmle kalkıyorlar. Ne görme, ne işitme, ne disleksiye, diğer yetersizlikler gruplarına, ne ortopedik, CP bir tarafa gittiler. Şimdilik otizm aşağı, otizm yukarı.

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Son günlerde bir de, “otizmli çocukların beslenme ile tedavisi yapılabiliyor” diye çıktı, biz de araştırdık ancak güvenilir sonuçlara da ulaşamadık.

Ayşegül Ataman:

Hayır, öyle bir şey yok, alternatif tıp konusunda.
O konuda yayınlanmış bir çalışma var. Aileler bazı boyalı maddelerin, kimyasalların otizmi arttırdığını, tetiklediğini vesayre vesayre söylüyor. Ama tekrarlayan çalışmalar değil bunlar. Aileler tabi ne olursa ne olura çok ümit bağlıyorlar, bir hastalık algısı olarak alıyorlar. Bu Temper Grand"ın haytı ile ilgili bir film vardı, izlemişinizdir. Orada da belirttiği gibi bu durum değiştirilemez bir durum ve de o duruma uygun erken müdahaleli eğitim alınması gerekli. Ağırlık eğitimde. İletişim becerilerini arttırmak, sosyal becerilerini arttırmak, uygun eğitim ortamını sağlamak geçiyor. Ama şimdilik tıp bu konunun uzmanı biziz, siz öte kalın diye bir ittirme peşinde. Bilmiyorum tabi. Önemli olan çocuğa erken müdahale edilip onu yeterli hale getirmek ama MEB ağırlığını da şu anda otizme vermiş durumda. 

ozurlulergazetesi.com - Hale:
Kaynaştırma eğitimi ile de ilgili birçok problem yaşanıyor. Kaynaştırma eğitimi alan öğrenciler,

Ayşegül Ataman:

Görme engelliler açısından bakarsak, kaynaştırma eğitimi bizde sağlıklı yürümüyor. Çünkü kaynaştırmaya görme engelli çocuklar 8. sınıftan sonra gidiyor, yani görme engelli okullarımız temel eğitim okullarımız sekiz yıllık ve burada ilk beş yıl alanda yetişmiş öğretmenler tarafından eğitiliyorlar. 6-7-8. sınıflarda branş öğretmenleri devreye giriyor. Branş öğretmenleri bilmiyorlar. Çünkü branş öğretmenlerinin bu konuda formasyonları yok. Hadi biz görme engelliler okullarındakileri hallediyoruz. Diğerlerinden BEP yapmayı, ortam düzenlemeyi v.s. Ama çok da kalıcı olmuyor bu öğretmenler, bu okullarda. Tam eh! Bir işe yara hale geldi derken tayinleri çıkıyor. Bir defa, bu özel eğitim okullarının norm kadrodan çıkartılması lazım. Yani iki sene, üç sene çalıştıktan sonra başka bir yere göndermemek lazım. Buradan çıkartmak lazım, bir emekle yetiştiriyorsunuz ve orada çalışanların tükenmişlik düzeyleri yüksek olduğu için, bu alan çok çabuk yıprattığı için bir yıpranma payının olması lazım. Öğretmenlere, yöneticilere ve diğerlerine veriliyor ve onların burada uzun süre kalması lazım. Zıt pırt öğretmen değişikliği olmaz bu alanda. Kaynaştırmaya gittiğimiz zaman, Ankara"da görme engelli çocukların gittiği iki-üç okulumuz var, aşağı-yukarı. Bir Aydınlıkevler Lisesi, Halide Edip Adıvar ve Cumhuriyet Lisesi var. Halide Edip Adıvar ve Cumhuriyet Lisesi"nde Japon Hükümeti vasıtası ile büyük elçilik iki tane kaynak oda oluşturdu. Amaç orada, o kaynak odalarda görme engelli için hazırlanmış materyallerle, derslerini sürdürebilecekleri bir ortam sağlamaktı. Ama şu anda orada kaynaştırmaya giden görme engelli çocukların oturtulduğu ayrı birer sınıf olduğunu görüyoruz, kaynaştırma falan değil. Kaldı ki, öğretmenlerin hiçbiri görme engelli çocuklara nasıl öğretim yapılır, bunu da bilmiyorlar.

Bu yazı toplam 17918 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Özürlüler Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 220 69 99- 0541 220 69 99 Faks : 0 212 220 84 02